WEBVTT

00:00.000 --> 00:04.120
Yuval Nuh Harari'nin Sapiens kitabındaki bazı iddialara cevap

00:04.120 --> 00:04.980
5

00:04.980 --> 00:11.880
Dik yürüme özelliğinin zamanla kazanıldığı aldatmacası

00:11.880 --> 00:24.440
Harari'nin Sapiens isimli kitabındaki masalsı anlatımlardan biri de şöyledir.

00:24.440 --> 00:34.740
Ayaktayken av hayvanlarına ve düşmana karşı savanı taramak daha kolaydır ve hareket etmek için gerekmeyen kollar, taş atmak ve işaret etmek gibi işler için kullanılabilir.

00:35.600 --> 00:40.700
Ellerimiz daha fazla şey yapabildikçe ellerin sahipleri de daha başarılı hale geldiler.

00:41.060 --> 00:47.520
Dolayısıyla evrimsel baskı avuçlarda ve parmaklarda daha yoğun bir sinir ağı ve kasların gelişmesini sağladı.

00:47.520 --> 00:54.600
Bu masalsı anlatım tarzı Lamak zamanında genetik bilginin varlığının bilinmediği çağlardan kalmadır.

00:55.220 --> 01:04.120
Halbuki bugün çok iyi biliyoruz ki genlerde yer alan bilgilerin fiziksel yapımızı etkilemesiyle yapabildiğimiz şeylerin kapasitesi belirlenir.

01:04.280 --> 01:13.360
Ancak bunun tersi yani yaptığımız hareket ve davranışların genlerimizi etkilemesi gibi bir mekanizma asla söz konusu değildir.

01:13.360 --> 01:29.260
Gen varlığının bilinmediği bir dönemde spor yapan, ağırlık kaldıran, insanları izleyen bir gözlemci sadece ağırlık kaldırdıkça kas ve kemik yapısının güçlendiğini görerek böyle bir yanlış çıkarımda bulunmuş olabilir.

01:29.260 --> 01:45.360
Aslında o devirde bile sporcuların çocuklarının spor yapmazlarsa yani eğer spor yapmazlarsa kas ve kemiklerinin ebeveynlerine benzemediğini gözlemlemiş olsa böyle bir iddia ortaya atılmayacaktı.

01:45.360 --> 02:02.700
1996 yılında insanın iki ayaklı yürüyüşü konusunda araştırmaları yapan İngiliz mühendis Robin Crampton yaptığı bilgisayar simülasyonları sonucunda maymun yürüyüşü ve insan yürüyüşü arasında bir hareket şeklinin mümkün olmadığını ortaya koymuştur.

02:02.820 --> 02:13.960
Crampton'ın çalışması göstermiştir ki bir canlı ya iki ayağı üzerinde dik olarak yürüyebilir ya da dört ayağını kullanarak ve öne eğik olarak hareket edebilir.

02:15.360 --> 02:21.140
Bu ikisinin arasında kalan bir yürüyüş modeli son derece verimsizdir.

02:21.780 --> 02:31.260
Dahası fosil kayıtları hiçbir zaman hiçbir canlının insan ve maymun yürüyüşü arası bir hareket şekline sahip olmadığını göstermektedir.

02:31.420 --> 02:42.600
Fosil kayıtları üzerinde yapılan detaylı incelemeler, Australopithecus ve Homo habilis sınıflarına dahil edilmiş olan canlıların maymunlar gibi dört ayaklı ve eğik yürüdüklerini,

02:42.600 --> 02:50.100
Homo erectus ve neandertal adamı gibi insan ırklarının aynı bizim gibi dik yürüdüklerini ispatlamaktadır.

02:50.520 --> 02:58.520
Yani iki ayaklı dik yürüyüş modeli dünya üzerinde ilk olarak insanlarla birlikte ve aniden ortaya çıkmıştır.

02:58.520 --> 03:01.880
Sosyal dervinizmin getirdiği tehlike

03:01.880 --> 03:12.520
Kitapta evrim teorisini desteklemek amaçlı yapılan anlatımların sonrasında ateist düşünce yapısı üzerine bina edilen felsefeye genişçe yer verilmiştir.

03:12.520 --> 03:23.540
Dünyamızın geçmişte şu an içinde sürüklendiği ve ileride sürüklenebileceği dinden uzak yaşam tarzının oluşturduğu çarpık sistemlerin analizi yapılmıştır.

03:23.940 --> 03:35.320
Dikkat çekici olan kitabın yazarının bunları anlatırken gerek açık gerekse gizli verilen tehlikeli darvinist mesajların bu hatalı düzeni daha da derinleştirici etkisi olacağını görmüş olmasıdır.

03:35.320 --> 03:44.440
Biyoloji bilimine göre insanlar haşa yaratılmamış evrimleşmiştir ve evrim kesinlikle eşitlikçi değildir.

03:44.800 --> 03:47.840
Eşitlik fikri yaratılış inancıyla iç içe geçmiştir.

03:47.840 --> 03:56.700
Eğer Hristiyanların tanrı, yaratılış ve ruhlar hakkındaki mitlerine inanmıyorsak tüm insanların eşit olması ne anlama gelmektedir?

03:57.200 --> 03:59.040
Biyolojide hak diye bir şey yoktur.

03:59.480 --> 04:02.420
Sadece organlar, beceriler ve özellikler vardır.

04:02.940 --> 04:03.880
Peki ya özgürlük?

04:03.880 --> 04:05.740
Biyolojide özgürlük yoktur.

04:06.180 --> 04:13.180
Tıpkı eşitlik, haklar gibi özgürlükler de insanların ancak hayal güçlerinde icat ettiği ve yaşattığı bir kavramdır.

04:13.580 --> 04:22.460
Biyolojik bakış açısıyla bakıldığında insanların demokrasilerde özgürlük, diktatörlüklerde özgürlüklerinden mahrum yaşadıklarını söylemenin hiçbir anlamı yoktur.

04:25.260 --> 04:33.180
Şu birkaç satırı okumak bile darvinist düşünce yapısına sahip dünyanın ne kadar vahşi bir hal alabileceğini anlamak açısından çok önemli.

04:33.880 --> 04:42.080
Evrimci düşünceyle şekillenmiş, Allah'a inanmayan bir toplumda insanların ne kadar sınır tanımaz hale gelebilecekleri ortada.

04:42.080 --> 04:50.940
Din ahlakı yıkıldığı anda din özünde yer alan dayanışma, fedakarlık, merhamet, yoksulların ve zayıfların korunması,

04:50.940 --> 05:04.880
tüm insanların eşit sayılması, sevgi gibi erdemler yerini zulüm, baskı, işkence, bencillik, sevgisizlik, köleleştirme, öldürme gibi tehlikeli ve acımasız bir hayat tarzına terk edecektir.

05:04.880 --> 05:16.700
Hak, adalet, eşitlik, özgürlük gibi kavramlar anlamını yitirecek, güçlünün zayıfı, zenginin fakiri ezdiği gibi ortam çok kısa sürede yaşanılmaz hale gelecektir.

05:16.700 --> 05:27.180
Evrimci düşünce bu hayat tarzını teorinin temelinde mücadele olduğu için sözde doğal seleksiyonun bir parçası olarak niteler ve bir gereklilik olarak görür.

05:27.180 --> 05:36.340
Böylece kendilerince güçlü, sağlıklı, akıllı nesillerin sözde evrimin ilerlemesine katkıda bulunacağı iddia edilir.

05:37.200 --> 05:43.120
Bu acımasız düşüncenin örneklerini Darwinist fikrin dünyaya hakim olduğu 20. yüzyılda çokça yaşadık.

05:43.120 --> 05:50.620
Hitler, Stalin, Pol Pot gibi diktatörlerin zalimliğini, milyonlarca insanı nasıl soykırıma uğrattıklarını,

05:51.300 --> 05:57.120
Hitler'in kendince aşağı ırk olarak gördüğü insanları nasıl gaz odalarında öldürttüğünü,

05:57.180 --> 06:07.240
birçok batılı ülkesinde yüz binlerce insanın sadece hasta, sakat veya yaşlı olduğu için nasıl zorla kısırlaştırıldığını

06:07.240 --> 06:11.540
veya ölüme terk edildiğini 20. yüzyılda tüm dünya izlemiştir.

06:12.820 --> 06:19.200
Acımasız rekabet nedeniyle dünyanın her yanında insanların ezildiklerini ve sömürüldüklerini,

06:20.020 --> 06:26.780
ırkçılığın kimi devletlerin ideolojisi haline geldiğini ve bazı ırkların insan bile sayılmadığını,

06:27.420 --> 06:33.100
komünist ile kapitalist, sağ ile sol arasında çatışmalar, sıcak ve soğuk savaşlar yaşandığını,

06:33.920 --> 06:40.260
aynı ülke haklarının hatta kardeşlerin bile birbirlerine düşman hale geldiğini herkes bilmektedir.

06:40.260 --> 06:52.020
Evrimci düşünce yapısına sahip ateist bir kimse de aslında dine ait ahlak kurallarının yaşandığı bir dünyanın çok daha iyi bir hayat olacağının farkındadır.

06:52.740 --> 06:56.240
Ancak bu kişilere gelin din ahlakına uygun yaşayalım demek,

06:56.780 --> 07:01.600
onların ideolojilerini birden bile değiştirmeyecek, istedilen sonuç anlamayacaktır.

07:01.600 --> 07:09.520
İşte bu noktada insanların inançlarının temelinde yer alan sözde evrim teorisinin geçersizliğinin çok iyi anlatılması,

07:10.160 --> 07:16.920
Harari'nin kitabında anlattığı düşünce yapısını ve diğer ateist sistemleri temelinden sarsacak ve çökertecektir.

07:16.920 --> 07:24.000
Evrimin geçersiz olduğunun ve evrime dayalı bir hayatın geçersizliğinin bilimsel delillerle kanıtlanması,

07:24.620 --> 07:30.280
insanı evrenin ancak bilinçli bir güç tarafından yaratılabileceği sonucuna ulaştıracaktır.

07:31.360 --> 07:40.080
Allah inancının topluma hakim olması da sevginin, kalitenin, özgürlüğün, demokrasinin, saygının ve her türlü güzelliğin temeli olan

07:40.080 --> 07:44.200
din ahlakını hakim kılacak, dünya cennet gibi olacaktır.

07:46.920 --> 08:16.900
 

