WEBVTT

00:00.420 --> 00:05.080
Odanızın penceresinden dışarıdaki manzarayı seyrettiğinizi bir düşünün.

00:05.540 --> 00:11.500
Hayatınız boyunca aldığınız terkinden dolayı bu manzarayı gözlerinizle gördüğünüzü zannedersiniz.

00:12.060 --> 00:14.120
Oysa gerçek böyle değildir.

00:14.580 --> 00:18.500
Çünkü siz gözlerinizle dışarıdaki bir manzarayı görmezsiniz.

00:18.920 --> 00:23.160
Siz beyninizin içinde oluşan manzaraya ait görüntüyü görürsünüz.

00:23.700 --> 00:27.600
Bu bir tahmin ya da bir felsefe değil, bilimsel bir gerçektir.

00:27.600 --> 00:34.580
Görme olayının nasıl gerçekleştiği hatırlandığında bu konu daha açık olarak anlaşılacaktır.

00:35.020 --> 00:42.200
Göz, sadece kendine ulaşan ışığı, retinasındaki hücreler sayesinde elektrik sinyalini çevirmekle görevlidir.

00:42.800 --> 00:47.100
Bu elektrik sinyali ise beyninizdeki görme merkezinize ulaşır.

00:47.100 --> 00:52.880
Daha sonra bu elektrik sinyalleri pencerenizden gördüğünüz manzaranın görüntüsünü oluşturur.

00:52.880 --> 01:01.560
Sonuç olarak görüntünün oluştuğu yer beyninizdir ve siz beyninizin içindeki manzarayı görürsünüz, evinizin dışındaki manzarayı değil.

01:02.300 --> 01:07.520
Gerçekte beynimizin içi açılsa, burada bu manzaraya ait bir görüntü bulamayız.

01:07.940 --> 01:13.420
Ancak beynimizin içinde bir şuur, beyne gelen elektrik sinyallerini manzara olarak algılar.

01:13.920 --> 01:20.540
Hatta sadece gördüğümüz değil, dokunduğumuz, duyduğumuz her şeyi beynimizin içinde yaşarız.

01:20.540 --> 01:28.140
Bu teknik bir gerçektir ve bilimsel deliller neticesinde itiraza veya tartışmaya açık bir konu değildir.

01:28.640 --> 01:33.860
Asıl önemli olan nokta ise bu teknik gerçeğin bizi ulaştırdığı şu sorudur.

01:34.340 --> 01:42.460
Beynimizin içinde bir gözü olmadan, pencereden görünen manzarayı izleyen, bu manzaradan zevk alan, heyecan duyan kimdir?

01:42.460 --> 01:50.860
İnsanın dünyaya bakış açısını tamamen değiştiren bu önemli sorunun cevabı programın ilerleyen dakikalarında verilecektir.

01:50.860 --> 02:03.060
Yaşadığımız dünyaya ait her türlü niteliği, her özelliği ve bildiğimiz her şeyi duyu organlarımız aracılığıyla öğreniriz.

02:03.060 --> 02:14.260
Duyu organlarımız aracılığıyla bize ulaşan bilgiler, bir dizi işlem sonucunda elektrik sinyallerine dönüşür ve bu sinyaller beynimizin ilgini noktalarında yorumlanır.

02:14.260 --> 02:28.040
Beynimizin bu yorumları sonucunda biz örneğin bir kitap görürüz, çileğin tadını alırız, ıhlamur ağaçlarını koklar, ipek bir kumaşın dokusunu bilir veya rüzgarda sallanan yaprakların hışırtısını duyabiliriz.

02:28.040 --> 02:36.760
Aldığımız telkinle hep bedenimizin dışındaki kumaşa dokunduğumuzu, bizden 30 cm uzaklıktaki kitabı okuduğumuzu düşünürüz.

02:36.760 --> 02:45.040
Metrelerce uzaktaki ıhlamur ağaçlarının kokusunu aldığımızı ve çok yükseklerdeki yaprakların hışırtısını duyduğumuzu zannederiz.

02:45.640 --> 02:50.240
Oysa bu saydıklarımızın hepsi bizim içimizde gerçekleşen olaylardır.

02:50.720 --> 02:56.520
Radyodaki sesten yaprakların hışırtısına kadar her şey içimizde, beynimizde meydana gelir.

02:56.520 --> 03:03.580
Bu noktada şaşırtıcı bir gerçekle daha karşılaşırız.

03:03.960 --> 03:08.500
Beynimizde gerçekte ne renkler, ne sesler, ne de görüntüler vardır.

03:09.080 --> 03:12.480
Beynimizde bulabileceğiniz tek şey elektrik sinyalleridir.

03:12.960 --> 03:15.060
Bu, felsefi bir görüş değildir.

03:15.400 --> 03:18.960
Algılarımızın işleyişiyle ilgili bilimsel bir açıklamadır.

03:19.720 --> 03:22.980
Bu açıklamalar çok önemli bir konuya daha dikkat çekmektedir.

03:22.980 --> 03:33.100
Bizim dünya hakkında algıladığımız tüm hisler, görüntüler, tadlar ve kokular aslında aynı malzemeden yani elektrik sinyallerinden meydana gelmektedir.

03:33.600 --> 03:43.020
Elektrik sinyallerini bizim için anlamlı hale getiren, bu sinyalleri koku, tat, görüntü, ses veya dokunma olarak yorumlayansa beyindir.

03:43.780 --> 03:52.720
Beyin gibi ıslak bir etten oluşan bir maddenin hangi elektrik sinyalini koku, hangisini görüntü olarak yorumlayacağını bilmesi ise çok şaşırtıcıdır.

03:52.720 --> 04:00.920
Yani beynin aynı malzemeden birbirinden çok farklı duyular ve hisler meydana getirmesi çok büyük bir mucizedir.

04:04.700 --> 04:08.340
Şimdi görme olayını biraz daha yakından inceleyelim.

04:08.700 --> 04:13.960
Hayatımız boyunca aldığımız telkinle tüm dünyayı gözlerimizle gördüğümüzü zannederiz.

04:14.360 --> 04:17.840
Hatta gözlerimiz dünyaya açılan pencerelerimizdir diyebiliriz.

04:17.840 --> 04:22.640
Oysa görmenin bilimsel açıklamasına göre gerçek böyle değildir.

04:22.940 --> 04:25.480
Çünkü biz gözlerimizle görmeyiz.

04:25.980 --> 04:30.060
Gözlerimiz ve gözlerimize bağlı olan milyonlarca sinir hücremiz,

04:30.420 --> 04:36.300
sadece görme olayının gerçekleşmesi için beyne mesaj ileten kablo görevine sahiptirler.

04:36.940 --> 04:41.460
Görme olayının nasıl gerçekleştiğini lise bilgilerimizden hatırlayacak olursak,

04:41.800 --> 04:44.040
bu gerçeği daha kolay fark edebiliriz.

04:44.040 --> 04:56.780
Bir cisimden gelen ışık göz merceğinden geçer ve gözün arka tarafındaki ağ tabakanın üzerine baş aşağı ve iki boyutlu bir görüntü bırakır.

04:57.360 --> 05:04.700
Ağ tabakadaki çubuk ve koni hücreler bazı kimyasal işlemlerden sonra bu görüntüyü elektriksel akıma dönüştürür.

05:04.700 --> 05:11.700
Bu elektriksel akımlar, göz sinirleri aracılığıyla beynin arka kısmında yer alan görme merkezine götürülür.

05:12.700 --> 05:17.900
Beyin ise bu gelen sinyali anlamlı ve üç boyutlu görüntüler haline getirir.

05:18.540 --> 05:25.200
Örneğin biz bir çocuk parkında oyun oynayan çocukları izlediğimizde, bu çocukları ve parkı gözlerimizle görmeyiz.

05:25.560 --> 05:32.180
Çünkü bu manzaraya ait görüntü gözümüzün önünde değil, beynimizin arka tarafında oluşur.

05:32.180 --> 05:42.940
Burada çok yüzeysel olarak anlattığımız görme, gerçekte son derece olağanüstü bir işlemdir.

05:42.940 --> 05:55.940
Işık demetleri anında ve kusursuz şekilde elektrik sinyallerine dönüştürülmekte ve sonra bu elektrik sinyalleri üç boyutlu, rengarenk, ışıl ışıl bir dünya olarak bize görünmektedir.

05:55.940 --> 05:59.940
Tüm bunlarsa bizi hep aynı gerçeğe götürmektedir.

06:00.920 --> 06:05.080
Biz hayatımız boyunca dünyayı bizim dışımızda zannederiz.

06:05.500 --> 06:09.320
Oysa dünya her şeyiyle bizim içimizdedir.

06:09.320 --> 06:17.000
Biz dışımızda sandığımız dünyayı aslında içimizde, beynimizdeki küçücük bir noktada görürüz.

06:17.500 --> 06:28.920
Örneğin bir holding patronu, holding binasını, fabrikasını, otomobilini, deniz kıyısındaki yalısını, marinadaki yatını hep kendi bedeninin dışında bulunan varlıkları olarak düşünür.

06:29.480 --> 06:37.060
Aynı şekilde emrinde çalışan yüzlerce insanı, avukatlarını, ailesini, dostlarını da bu şekilde tahayyül eder.

06:37.060 --> 06:45.980
Oysa bunların hepsi bu kişinin kafatasının içinde, beyninin arka tarafındaki küçücük bir bölgede oluşan görüntülerdir.

06:46.480 --> 06:50.660
Söz konusu kişi bu gerçeği bilmez, bilse de düşünmek istemez.

06:50.980 --> 07:00.200
Ama son model otomobiliyle geldiği holdinginin önünde gururla dururken, esen hafif bir rüzgar gözüne toz kaçırdığında durum değişir.

07:00.660 --> 07:03.940
İşte o anda bu gerçeği hemen anlayabilir.

07:03.940 --> 07:12.360
Sağ gözünü, gözü açıkken hafifçe kaçırdığında, holding binasının yukarı aşağı veya sağa sola doğru gidip geldiğini görecektir.

07:12.760 --> 07:19.560
İşte o zaman düşünen bir insan, gördüğü görüntünün kendi dışında sabit bir varlık olmadığını anlar.

07:19.980 --> 07:23.960
Çünkü gözünü kaşımasıyla görüntü gidip gelmektedir.

07:23.960 --> 07:37.320
Sonuç olarak şu bir gerçektir ki, her insan hayatı boyunca gördüğü her şeyi beyninde görür ve hiçbir zaman gördüklerinin asıllarına ulaşamaz.

07:37.820 --> 07:43.660
Gördükleri, dışarıda var olduğunu varsaydığı görüntülerin beyninde oluşan birer kopyasıdır.

07:43.660 --> 07:50.660
Bu kopyanın aslına uygun olup olmadığı, dahası bir aslının var olup olmadığı ise bizim bilgimizin dışındadır.

07:51.860 --> 07:58.620
Örneğin şu anda başınızı kaldırıp içinde bulunduğunuz odaya baktığınızda gördüğünüz, sizin dışınızdaki oda değildir.

07:59.000 --> 08:08.980
Siz odanın, beyninizin içinde oluşan kopya görüntüsünü görürsünüz ve hiçbir zaman bu odanın aslını duyularınız aracılığıyla görmenize imkan yoktur.

08:08.980 --> 08:16.700
Bu konuda gözden kaçırılmaması gereken çok önemli bir nokta daha vardır.

08:17.140 --> 08:19.480
Kafatası, ışığı içeri geçirmez.

08:19.860 --> 08:22.600
Yani beynin bulunduğu yer kapkaranlıktır.

08:23.040 --> 08:28.200
Dolayısıyla beynin, ışığın kendiyle muhatap olması asla mümkün değildir.

08:28.200 --> 08:36.060
Ancak siz mucizevi bir şekilde bu zifiri karanlıkta ışıklı, pırıl pırıl bir dünyayı seyredersiniz.

08:36.060 --> 08:48.540
Rengarenk doğayı, ışıl ışıl bir manzarayı, yeşilin her tonunu, meyvelerin renklerini, çiçeklerin desenlerini, güneşin parıltısını her zaman bu kapkaranlık yerde görürüz.

08:48.680 --> 09:00.140
Kalabalık bir sokaktaki tüm insanlar, trafikteki araçlar, bir alışveriş merkezindeki yüzlerce çeşit kıyafet olmak üzere her şey bu zifiri karanlık yerde oluşur.

09:00.700 --> 09:03.840
Buradaki ilginç durumu bir örnekle açıklayalım.

09:03.840 --> 09:07.720
Karşımızda alev alev yanan bir mangal ateşi olduğunu düşünelim.

09:08.120 --> 09:11.860
Bu mangalın karşısına geçip onu uzun süre izleyebiliriz.

09:11.860 --> 09:20.440
Ama bu süre boyunca beynimiz, mangaldan gelen ışığın, parıltının ve sıcaklığın aslıyla hiçbir zaman muhatap olamaz.

09:20.840 --> 09:30.260
Mangaldaki alevin ışığını ve sıcaklığını hissettiğimiz anda bile kafamızın ve beynimizin içi kapkaranlıktır ve ısısı hiç değişmez.

09:30.260 --> 09:40.700
Kapkaranlık beynin içinde elektrik sinyallerinin rengarenk, ışıltılı, aydınlık bir görüntüye dönüşmesi olağanüstü büyük bir mucizedir.

09:41.200 --> 09:48.700
Bu olayın üzerinde derin düşünen insan, karşılaştığı harikuladelik karşısında büyük bir hayranlık duyacaktır.

09:48.700 --> 10:02.760
Şimdi şöyle bir düşünün, görüntü beynimizde hem de kapkaranlık küçücük bir yerde mucizevi bir biçimde oluşuyor ama bu görüntüyü beynimizde kim seyrediyor?

10:02.760 --> 10:07.680
Şu anda yanınızda bulunmayan alt kat komşunuzu gözünüzün önüne getirin.

10:08.100 --> 10:10.120
Onu bütün netliğiyle görüyorsunuz.

10:10.380 --> 10:22.480
Kıyafetinin detayları, yüzündeki çizgiler, saçlarındaki beyazlar, sesinin tonu, konuşma üslubu, yürüyüşüyle hayalinizde çok net olarak canlandırdığınız bu insanı kim izliyor?

10:23.080 --> 10:27.940
Bu soruların tek cevabı Allah'ın insana vermiş olduğu ruhtur.

10:27.940 --> 10:32.920
Materyalistler ise madde dışında hiçbir varlığı kabul etmezler.

10:32.920 --> 10:43.980
İşte bu, Allah'ın varlığını inkar eden materyalist düşünceye en büyük darbeyi vuran, materyalistlerin düşünmekten ve konuşmaktan en çok çekindikleri konudur.

10:47.580 --> 10:54.660
Biz doğduğumuz andan itibaren çevremizde renkli bir dünya görür, rengarenk bir ortamla muhatap oluruz.

10:54.660 --> 10:58.960
Oysa evrende tek bir renk dahi olmadığını biliyor muyunuz?

10:59.420 --> 11:01.460
Renkler beynimizin içinde oluşur.

11:01.760 --> 11:06.500
Dışarıda sadece farklı dalga boylarına sahip elektromanyetik dalgalar vardır.

11:07.040 --> 11:10.780
Gözümüze ulaşan bu farklı dalga boylarındaki enerjidir.

11:11.340 --> 11:13.580
İşte biz buna ışık deriz.

11:14.000 --> 11:18.420
Ancak bu bizim bildiğimiz anlamda parlak, aydınlık bir ışık değildir.

11:18.820 --> 11:20.320
Sadece bir enerjidir.

11:20.320 --> 11:27.340
Beynimiz bu farklı dalga boylarına sahip enerjiyi yorumladığında biz bunları renkler olarak görürüz.

11:27.780 --> 11:34.780
Oysa ne denizler mavi, ne çimenler yeşil, ne toprak kahverengi, ne de meyveler renklidir.

11:35.340 --> 11:39.260
Onlar sadece beynimizde öyle algıladığımız için öyledir.

11:40.080 --> 11:47.720
Bilinç ve beyin konusunda yazdığı kitaplarıyla tanınan Daniel Dennett, renklerin meydana gelişi hakkında şunları söylemektedir.

11:47.720 --> 11:49.720
Dünyada renk yoktur.

11:50.080 --> 11:53.300
Renk sadece bakanın gözünde ve beyninde oluşur.

11:53.800 --> 12:00.040
Nesneler, ışığın farklı dalga boylarını yansıtırlar ancak bu ışık dalgalarının rengi yoktur.

12:01.140 --> 12:07.160
Bu bilimsel gerçeğin daha iyi anlaşılması için renkleri nasıl gördüğümüzü kısaca inceleyelim.

12:07.160 --> 12:17.860
Güneşten gelen ışıklar bir cisme çarptıklarında her cisim ışığı farklı dalga boyunda yansıtır.

12:18.320 --> 12:21.440
Bu farklı dalga boylarındaki ışık göze ulaşır.

12:21.440 --> 12:31.600
Burada ışık olarak bahsedilenin aslında elektromanyetik dalgalar ve fotonlar olduğunu, bizim tanıdığımız ışığın sadece beynimizde oluştuğunu unutmamak gerekir.

12:31.600 --> 12:37.020
Rengin algılanması gözün retina tabakasındaki koni hücrelerinde başlar.

12:37.420 --> 12:42.760
Retinada ışığın belli dalga boyuna tepki veren 3 ana koni hücre grubu vardır.

12:43.300 --> 12:49.540
Bu hücre gruplarının birincisi kırmızı, ikincisi mavi, üçüncüsü ise yeşil ışığa hassastır.

12:49.540 --> 12:57.240
Bu üç farklı koni hücresinin farklı oranlarda uyarılmaları sonucunda milyonlarca farklı renk tonu ortaya çıkar.

12:57.720 --> 13:03.380
Ancak ışığın koni hücrelerine ulaşması renklerin oluşması için yeterli değildir.

13:06.680 --> 13:15.260
Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesinden araştırmacı Jeremy Nathans, gözdeki hücrelerin renkleri oluşturmadığını şöyle belirtir.

13:15.260 --> 13:21.460
Bir koni hücresinin tek yapabildiği ışığı yakalayıp yoğunluğu hakkında bilgi vermektir.

13:21.860 --> 13:24.140
Renk hakkında size hiçbir şey söylemez.

13:24.880 --> 13:28.280
Nathans'ın da belirttiği gibi koni hücreleri renkleri oluşturamaz.

13:28.780 --> 13:35.260
Sadece algıladıkları bu renk bilgilerini sahip oldukları pigmentler sayesinde elektrik sinyallerine dönüştürürler.

13:36.440 --> 13:42.400
Bu hücrelere bağlı olan sinir hücreleri de elektrik sinyallerini beyindeki özel bir bölgeye iletirler.

13:42.400 --> 13:49.380
İşte hayatımız boyunca gördüğümüz rengarenk dünyamızın oluştuğu yer beyindeki bu özel bölgedir.

13:53.100 --> 13:57.620
Tüm bunlardan anlaşılacağı gibi beynimizin dışında renkler yoktur.

13:57.980 --> 13:58.780
Işık da yoktur.

13:59.320 --> 14:04.800
Sadece elektromanyetik dalgalar veya parçacıklar şeklinde hareket eden bir enerji vardır.

14:05.400 --> 14:08.600
Hem renkler hem de ışık sadece bizim beynimizdedir.

14:08.600 --> 14:12.880
Yani biz bir gülü kırmızı olduğu için kırmızı renkte görmeyiz.

14:13.260 --> 14:21.100
Bizim bir gülü kırmızı görmemizin nedeni retinamıza çarpan enerjinin beynimiz tarafından kırmızı olarak yorumlanmasıdır.

14:21.840 --> 14:25.980
Renk körlüğü renklerin beynimizde oluştuklarının önemli delillerindendir.

14:26.660 --> 14:31.620
Bilindiği gibi gözdeki retinada oluşan küçük bir bozukluk renk körlüğüne sebep olur.

14:32.140 --> 14:35.840
Bu durumda birçok insan yeşille kırmızıyı birbirinden ayırt edemez.

14:35.840 --> 14:40.240
Bu durumda dışarıdaki nesnenin renkli olup olmaması önemli değildir.

14:40.540 --> 14:44.860
Çünkü biz nesneleri onlar renkli olduklarından dolayı renkli görmeyiz.

14:45.300 --> 14:47.400
Burada varılması gereken sonuç şudur.

14:47.880 --> 14:51.840
Varlıklara yüklediğimiz tüm nitelikler dış dünyada değil beynimizdedir.

14:52.780 --> 15:00.460
Bizler hiçbir zaman algılarımızı aşıp dışarıya ulaşamayacağımız için maddelerin ya da renklerin varlığını da bilemeyiz.

15:00.460 --> 15:05.460
Ünlü düşünür Berkeley de bu gerçeğe şu sözleriyle dikkat çekmektedir.

15:05.840 --> 15:20.900
Kısaca aynı şeyler aynı zamanda bazıları için kırmızı, bazıları için sıcak, başkaları için tam tersi olabiliyorsa bu demektir ki biz yanılsamaların etkisindeyiz ve şeyler ancak bizim zihnimizde vardır.

15:20.900 --> 15:27.820
Duyma işlemi de aynen görme gibi gerçekleşir.

15:28.240 --> 15:35.720
Diğer bir deyişle dış dünyaya ait görüntüleri nasıl beynimizin içinde görüyorsak sesleri de beynimizin içinde duyarız.

15:36.200 --> 15:41.720
Dış kulak çevredeki ses dalgalarını kulak kepçesiyle toplayıp orta kulağa iletir.

15:41.720 --> 15:47.000
Orta kulak ise aldığı ses titreşimlerini güçlendirerek iç kulağa aktarır.

15:47.400 --> 15:54.960
İç kulak da bu titreşimleri sesin yoğunluğuna ve sıklığına göre elektrik sinyallerine dönüştürerek beyne gönderir.

15:55.500 --> 16:03.080
Beyinde birkaç konaklamadan sonra mesajlar son olarak bu sinyallerin işleme koyulup yorumlandığı duyma merkezine iletilirler.

16:03.640 --> 16:07.680
Böylece duyma işlemi de beyindeki duyma merkezinde gerçekleşir.

16:07.680 --> 16:14.520
Dolayısıyla beynimizin dışında sesler değil, ses dalgaları olarak bilinen fiziksel titreşimler vardır.

16:15.000 --> 16:20.940
Bu ses dalgalarının sese dönüştüğü yerse dışarısı veya kulağımız değil, beynimizin içidir.

16:21.360 --> 16:25.920
Yani gören gözlerimiz olmadığı gibi, duyan da kulaklarımız değildir.

16:26.560 --> 16:34.080
En yakın arkadaşınızla sohbet ederken, arkadaşınızın görüntüsünü beyninizde izler, sesini de beyninizin içinde dinlersiniz.

16:34.080 --> 16:44.000
Ve nasıl beyninizdeki görüntü 3 boyutlu, derinlik hissiyle oluşursa, arkadaşınızın sesi de size derinlik hissini onaylayacak şekilde gelir.

16:44.440 --> 16:54.100
Örneğin, arkadaşınızı sizden uzakta görüyorsanız veya arkanızda bir yerde oturuyorsa, sesinin derinden veya arkanızdan geldiğini zannedersiniz.

16:54.700 --> 16:59.740
Oysa, arkadaşınızın sesi ne arkanızda ne de uzağınızdadır.

16:59.920 --> 17:03.840
Arkadaşınızın sesi sizin içinizde, beyninizdedir.

17:04.080 --> 17:14.780
Algıladığımız her şeyin beynimizde meydana geldiği, bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçektir.

17:15.260 --> 17:22.300
Buna rağmen, insanların çoğu, beynimizin dışında bu görüntülerin asılları olduğunu zan ve iddia ederler.

17:22.960 --> 17:26.460
Bu, hiçbir zaman ispatlayamayacakları bir iddiadır.

17:26.460 --> 17:34.860
Ayrıca, maddeyi dışarıda var zanneseler bile, beynimizin dışında ne ses, ne ışık, ne de renkler bulunmaktadır.

17:35.320 --> 17:44.520
Işık, dışarıda enerji dalgaları veya enerji paketçikleri şeklinde bulunur ve ancak retinaya çarptığında bildiğimiz ışık kavramıyla karşılaşırız.

17:45.100 --> 17:47.260
Benzer şekilde dışarıda ses de yoktur.

17:47.720 --> 17:49.740
Sadece enerji dalgaları vardır.

17:49.740 --> 17:55.460
Bu dalgaların bazıları da kulağımıza ve oradan beynimize geldiğinde ses oluşur.

17:55.900 --> 17:57.320
Dışarıda renk de yoktur.

17:57.680 --> 18:03.180
Renk yoktur derken, insanların aklına siyah, beyaz veya gri bir görüntü gelebilir.

18:03.600 --> 18:05.740
Oysa bunlar da birer renktir.

18:06.300 --> 18:10.980
Beynimizin dışındaki dünyada ise siyah, beyaz, gri dahi yoktur.

18:10.980 --> 18:15.640
Sadece farklı şiddet ve frekanslara sahip enerji dalgaları bulunur.

18:16.000 --> 18:21.840
Bu enerji dalgaları sadece göğs hücrelerimiz ve beynimiz aracılığıyla renklere dönüştürülür.

18:25.740 --> 18:30.660
Duyduğunuz sesin aslı konusundaki olağanüstülükler bu kadar da değildir.

18:31.180 --> 18:34.400
Beyin nasıl ışığı geçirmiyorsa sesi de geçirmez.

18:34.760 --> 18:38.200
Yani beyne hiçbir zaman hiçbir ses ulaşmaz.

18:38.200 --> 18:44.580
Dolayısıyla duyduğunuz sesler ne kadar gürültülü de olsa beyninizin içi tamamen sessizdir.

18:44.960 --> 18:49.500
Oysa bütün bu gürültüyü, en net sesleri beyninizde dinlersiniz.

18:49.960 --> 18:58.020
Öylesine bir netliktir ki bu, sağlıklı bir insan kulağı hiçbir parazit, hiçbir cızırtı olmaksızın her şeyi duyar.

18:58.020 --> 19:08.180
Ses geçirmeyen, derin bir sessizliğin hakim olduğu beyninizde bir orkestranın senfonilerini dinlersiniz, kalabalık bir ortamın tüm gürültüsünü duyarsınız.

19:08.760 --> 19:17.020
Bir yaprağın hışırtısından jet uçaklarının gürültüsüne dek geniş bir frekans ve desibel aralığındaki tüm sesleri algılayabilirsiniz.

19:17.800 --> 19:26.540
Sevdiğiniz bir sanatçının konserine gittiğinizde tüm salonu çınlatan o güçlü seste aslında beyninizdeki derin sessizliğin içinde oluşur.

19:26.540 --> 19:32.180
Kendi kendinize yüksek sesle şarkı söylediğinizde de bunu yine beyninizde dinlersiniz.

19:32.740 --> 19:40.840
Oysa o anda hassas bir cihazla beyninizin içindeki ses düzeyi ölçülse, burada tamamen sessizliğin hakim olduğu görülecektir.

19:40.840 --> 19:43.460
Bu çok olağanüstü bir durumdur.

19:46.660 --> 19:53.840
Madde vardır diye ısrar edenlerin iddialarını geçersiz kılan bilim dallarından bir diğeri ise kuantum fiziğidir.

19:54.360 --> 19:58.280
Kuantum fiziğinin bize gösterdiği çok önemli bir gerçek vardır.

19:58.280 --> 20:08.040
Materyalistlerin dokunduklarında sertiğini hissettikleri için mutlak bir varlık sandıkları maddenin aslında %99.9'u boşluktur.

20:08.600 --> 20:12.700
20. yüzyılın başlarında İngiliz fizikçi Sir Arthur Eddington,

20:13.100 --> 20:17.300
madde bir hayalet gibi boş bir mekan diyerek bu durumu açıklamıştır.

20:17.960 --> 20:25.840
Kısacası insanlar her ne kadar beyinlerinde gördükleri görüntülerin dışarıda asılları var diye ısrar etseler de bu doğru değildir.

20:25.840 --> 20:34.340
Bilimsel bulgular, beynimizin dışında sadece enerji dalgalarının, enerji paketçiklerinin bulunduğunu bizlere göstermektedir.

20:34.800 --> 20:39.140
Beynimizin dışında ne ışık, ne ses, ne de renkler vardır.

20:39.620 --> 20:47.800
Dahası, maddeyi oluşturan atomlar ve atom altı parçacıklar da gerçekte boşluktan meydana gelen enerji kümeleri gibidirler.

20:48.360 --> 20:54.080
Sonuçta bazı insanlar maddeyi var zanneseler bile madde boşluktan oluşmaktadır.

20:54.080 --> 20:59.900
Gerçekte Allah, maddeyi bir görüntü olarak bu özelliklerle yaratmaktadır.

21:00.300 --> 21:06.940
Bu kesin gerçeği bilerek doğru bir bakış açısıyla bakmak tüm insanlar için çok önemli bir konudur.

21:06.940 --> 21:13.160
 

