WEBVTT

00:00.000 --> 00:06.340
Madde Yanılgısı ve Gerçekler

00:06.340 --> 00:28.020
İnsanlar neredeyse tüm yaşamlarını maddi kazanımlar elde etmeye adıyorlar.

00:30.000 --> 00:38.360
Daha kaliteli ve refah içinde bir hayat sürmek için çoğu zaman düşünmeden günlük işlerin peşinde koşuşturuyorlar.

00:40.460 --> 00:46.220
Peki, sürekli peşinden gittiğimiz bu madde gerçekten var mı?

00:49.120 --> 00:59.440
Gerçekten tüm hayatımız boyunca çok çalışıp elde ettiğimiz güzel evler, lüks arabalar, en son model telefonlar aslında var mı?

01:00.000 --> 01:11.360
Yoksa tüm bunlar tıpkı rüyalarımızda gördüklerimiz gibi yalnızca zihnimizde var olan bir görüntü mü?

01:11.360 --> 01:22.280
Yoksa biz farkında olmadan belki de bir simülasyonun içinde mi yaşıyoruz?

01:41.360 --> 01:49.860
Maddenin aslı, yani maddenin maddeden oluşmadığı gerçeği, şu anda bilimsel olarak ispatlanmış bir gerçektir.

01:51.620 --> 02:01.000
Kuantum fiziği, maddenin enerji şekline dönüşebildiğini ispat ederek, bir nesnenin aynı zamanda farklı yerlerde olabileceğinin mümkün olduğunu göstererek,

02:01.000 --> 02:04.620
materyalistlerin tüm kabullerini zaten altüst etmiştir.

02:06.880 --> 02:15.700
Ünlü fizikçi Fred Allen Wolf, maddenin materyalistlerin iddia ettiği gibi olmadığı hakkındaki gerçeği şu şekilde tanımlamıştır.

02:15.700 --> 02:21.700
Nesneleri oluşturanlar daha fazla nesneler değildir.

02:22.700 --> 02:26.920
Nesneleri oluşturanlar, fikirler, kavramlar ve bilgidir.

02:26.920 --> 02:42.100
Kuantum dünyasına adım attığımızda, gerçeklik sandığımız şeyin ne kadar kırılgan olduğunu fark ederiz.

02:43.660 --> 02:47.740
Işık hem madde gibidir hem de bir dalga gibi davranır.

02:49.460 --> 02:55.640
Foton adı verilen bu parçacık, uzayda yol alırken bir enerji dalgası gibi hareket eder.

02:56.920 --> 03:05.920
Ancak bir engelle karşılaştığında, sanki fiziksel bir varlıkmış gibi davranır ve kendini minik parçacıklar halinde gösterir.

03:07.340 --> 03:11.220
Bu şaşırtıcı gerçek, modern fiziğin doğuş noktasıydı.

03:12.920 --> 03:14.720
Planck'la başlayan bu keşif,

03:15.780 --> 03:16.900
Albert Einstein,

03:17.920 --> 03:18.780
Niels Bohr,

03:19.820 --> 03:20.740
Louis de Broly,

03:21.920 --> 03:22.920
Erwin Schrödinger,

03:23.740 --> 03:24.920
Werner Heisenberg,

03:24.920 --> 03:26.500
Paul Dirac,

03:26.920 --> 03:32.220
ve Wolfgang Pauli gibi bilim tarihinin en büyük isimleri tarafından geliştirildi.

03:33.140 --> 03:37.920
Her biri, bu devrim niteliğindeki buluşlar sayesinde Nobel ödülleriyle onurlandırıldı.

03:39.900 --> 03:42.900
Louis de Broly'e'nin keşfi ise her şeyi değiştirdi.

03:44.400 --> 03:50.340
O, atom altı dünyada yalnızca parçacıkların değil, dalgaların da var olduğunu gösterdi.

03:50.340 --> 03:59.340
Elektronlar, protonlar, madde olarak bildiğimiz her şeyin aslında birer enerji dalgası olduğunu kanıtladı.

03:59.340 --> 04:03.640
Atomun içi, sandığımız gibi somut değil, maddeye benzemeyen bir titreşim deniziydi.

04:03.640 --> 04:08.640
Çünkü, madde mutlak bir gerçektir, diyen anlayışın temeli çökmüştü.

04:08.640 --> 04:16.640
Atomun içi, sandığımız gibi somut değil, maddeye benzemeyen bir titreşim deniziydi.

04:16.640 --> 04:25.640
Parçacıklar, kimi zaman görünür hale geliyor, kimi zaman dalga haline geçip adeta yok oluyordu.

04:26.640 --> 04:31.640
Yani mutlak madde kavramı, bir anda soyut bir enerji akışına dönüşmüştü.

04:33.640 --> 04:35.640
Bu, çok büyük bir devrimdi.

04:35.640 --> 04:46.640
Kuantum fiziği bize, gerçek dünya dediğimiz şeyin aslında bir yansıma, bir algı düzlemi olduğunu gösterdi.

04:47.640 --> 04:50.640
Madde, sandığımız kadar katı değildi.

04:51.640 --> 04:53.640
Gerçeklik gözlemle şekilleniyordu.

04:54.640 --> 05:01.640
Max Planck Enstitüsü'nün yöneticilerinden Prof. Hans Peter Dürr bu gerçeği şöyle özetlemişti.

05:05.640 --> 05:11.640
Madde her neyse, maddeden yapılmamıştır.

05:23.640 --> 05:25.640
Rüyalarımız ve hisler

05:25.640 --> 05:36.640
Maddenin gerçeğini daha iyi anlamak için bir an durup rüyalara bakalım.

05:37.640 --> 05:40.640
Rüyalarımızda da bir dünya vardır.

05:41.640 --> 05:47.640
Orada yürür, konuşur, duvarlara dokunur, rüzgarı hissederiz.

05:47.640 --> 05:53.640
Her şey gerçektir, ta ki uyanana kadar.

05:54.640 --> 06:05.640
Ama aslında, tüm o görüntüler, sesler ve hisler dışarıda hiçbir şekilde var olmadığı halde tamamen zihnimizin içinde oluşur.

06:05.640 --> 06:20.640
Gerçek sandığımız rüya bedeni, rüya evi, rüya şehirleri, hepsi beynimizde işlenen elektrik sinyallerinden ibarettir.

06:20.640 --> 06:26.640
İlginçtir ki, günlük hayatta da aynı süreç yaşanır.

06:27.640 --> 06:32.640
Dış dünyadan gelen ışık, ses ve dokunma sinyalleri yine beynimizde işlenir.

06:33.640 --> 06:37.640
Dışarıda bunların gerçek bir karşılığının olup olmadığını bilemeyiz.

06:37.640 --> 06:44.640
Yani teknik olarak, rüya ile gerçek hayat arasında fark yoktur.

06:45.640 --> 06:46.640
İkisi de beyinde şekillenir.

06:47.640 --> 06:51.640
Özetle, insan yalnızca algılarıyla muhataptır.

06:52.640 --> 06:59.640
Ne görürse, ne duyarsa, ne hissederse, hepsi kendi içinde oluşan birer algıdır.

07:00.640 --> 07:03.640
Gerçekte, bu algıların ötesine geçemez.

07:03.640 --> 07:09.640
Çünkü gördüğü tüm sahneler, ruhun önüne özel olarak serilen görüntülerdir.

07:12.640 --> 07:14.640
Maddenin varlığına dair hiçbir ispat yoktur.

07:15.640 --> 07:21.640
Beş duyumuzla algıladığımız her şey, beynimizde şekillenen birer algıdan ibarettir.

07:22.640 --> 07:27.640
Bu durumda, beynimizin dışındaki dünyaya doğrudan ulaşmamız asla mümkün değildir.

07:27.640 --> 07:33.640
Rüya gördüğümüzde, yaşadıklarımızın gerçek olmadığını anlayamayız.

07:33.640 --> 07:50.640
Tıpkı şimdi, bu dünyada yaşarken de, gördüklerimizin yalnızca zihnimizde oluşan bir hayal olduğunu kabul etmekte zorlanmamız gibi.

07:50.640 --> 08:00.640
Oysa, gerçek hayat dediğimiz görüntüleri algılama biçimimiz, rüyalardaki ile tamamen aynıdır.

08:00.640 --> 08:06.640
Her iki durumda da görüntü, beynimizde oluşur.

08:07.640 --> 08:11.640
Aynı sinyaller, aynı beyin merkezlerini harekete geçirir.

08:12.640 --> 08:20.640
Bu yüzden, rüyadaki görüntü ile gerçek dediğimiz görüntü arasında, oluşum ve gerçeklik açısından hiçbir fark yoktur.

08:20.640 --> 08:30.640
Her iki görüntüyü de izlerken, bunların gerçekliğinden şüphe duymayız.

08:31.640 --> 08:34.640
Peki ya şu anda gördüklerimiz?

08:34.640 --> 08:44.640
Rüyasında, ay çiçeği tarlasında gezdiğini gören bir kişi, rüyadan uyandığında aslında yatağında yatıyor olduğunu fark eder.

08:45.640 --> 08:50.640
Rüyadan uyandığımızda, meğer hepsi bir rüyaymış, diyebiliyoruz.

08:51.640 --> 08:55.640
Ama şimdi gördüklerimizin bir rüya olmadığını nasıl ispatlayabiliriz?

08:55.640 --> 08:58.640
Elbette ispatlayamayız.

08:59.640 --> 09:08.640
Çünkü her iki durumda da, ister rüya, ister gerçek hayat, insan aynı görüntüleri izler.

09:14.640 --> 09:18.640
Öyleyse, tüm varlıklar yalnızca birer görüntüdür.

09:18.640 --> 09:23.640
Bir film sahnesi gibi, bize izlettirilen bir gerçeklik.

09:26.640 --> 09:28.640
Ama bu filmi biz yapmıyoruz.

09:29.640 --> 09:33.640
Peki, o halde bu kusursuz gerçeklik filmini kim oluşturuyor?

09:36.640 --> 09:42.640
Her detayıyla canlı, renkli, sesli ve dokunulabilir bu alemi.

09:43.640 --> 09:44.640
Kim var ediyor?

09:45.640 --> 09:46.640
Asıl soru budur.

09:46.640 --> 09:51.640
Zihnimizde izlediğimiz bu mükemmel gerçekliğin yaratıcısı kimdir?

09:52.640 --> 09:54.640
Cevap tek ve açıktır.

09:55.640 --> 09:58.640
Her an, her şeyi yoktan bar eden,

09:59.640 --> 10:01.640
sadece ol demesiyle her şeyi yaratan,

10:02.640 --> 10:04.640
Yüce Rabbimiz Allah'tır.

10:06.640 --> 10:10.640
Her şeyin yaratıcısı, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah,

10:11.640 --> 10:14.640
bize bu gerçeği Kur'an'da şöyle bildirir.

10:14.640 --> 10:17.640
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

10:19.640 --> 10:22.640
Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır.

10:23.640 --> 10:26.640
O, bir işin olmasına karar verirse,

10:27.640 --> 10:30.640
ona yalnızca ol der, o da hemen oluverir.

10:30.640 --> 10:31.640
O, bir işin olmasına karar verir.

10:31.640 --> 10:32.640
O, bir işin olmasına karar verir.

10:32.640 --> 10:33.640
O, bir işin olmasına karar verir.

10:33.640 --> 10:35.640
Bu, bir işin olmasına karar verir.

10:35.640 --> 10:37.640
O, bir işin olmasına karar verir.

10:37.640 --> 10:39.640
O, bir işin olmasına karar verir.

10:39.640 --> 11:09.620
 

11:09.640 --> 11:14.720
Hayran kalmamak elde değildir.

11:16.000 --> 11:20.860
Bunlar hepsi Allah'a şükretmemiz için sonsuz sebepler ve güzellikler.

11:22.800 --> 11:27.840
Peki size zihnimizin dışında aslında hiç ışık olmadığını söylesem?

11:29.940 --> 11:30.540
Lambalar,

11:33.200 --> 11:33.980
araba farları,

11:37.400 --> 11:39.080
neon tabelalar,

11:39.640 --> 11:43.460
hatta gökyüzündeki güneş.

11:46.160 --> 11:50.240
Bunların gerçekte bizim bildiğimiz anlamda bir ışık saçmadığı söylense,

11:51.540 --> 11:53.060
inanması zor gelebilir.

11:54.500 --> 11:58.340
Çünkü biz dış dünyayı ışığın varlığıyla tanırız.

11:58.340 --> 12:02.780
Oysa gerçek sandığımızdan çok daha farklı.

12:05.660 --> 12:08.360
Aslında dış dünyada ışık yoktur.

12:08.360 --> 12:13.940
ışık dediğimiz şey yalnızca beynimizin içinde oluşan bir algıdır.

12:13.940 --> 12:19.540
Aslında dışarıda zifiri bir karanlık hakimdir.

12:19.540 --> 12:30.240
Gözlerimizin aldığı sinyaller beynimiz tarafından yorumlandığında bize aydınlık bir dünya olarak görünür.

12:30.240 --> 12:33.980
Teknik açıklaması basittir.

12:34.620 --> 12:37.340
Güneş ve diğer ışık kaynakları,

12:38.120 --> 12:41.160
çeşitli dalga boylarında elektromanyetik parçacıklar,

12:41.160 --> 12:43.380
yani fotonlar yollar.

12:44.820 --> 12:47.140
Bu fotonlar evrene doğru dağılır.

12:47.140 --> 12:52.360
Fakat bu parçacıkların kendileri ışık değildir.

12:52.920 --> 12:54.440
Sadece bir enerji paketidir.

12:55.520 --> 12:56.840
Tıpkı radyo dalgaları,

12:57.540 --> 12:59.460
kızıl ötesi ve mol ötesi ışınlar gibi.

13:00.800 --> 13:06.200
Bu parçacıkların bazıları o denli ağır ve o kadar büyük miktarda enerji yüklüdürler ki,

13:06.200 --> 13:11.840
çoğu zaman çarptıkları molekülü parçalayarak yollarına pek sapmadan devam ederler.

13:12.780 --> 13:16.220
Bu, radyasyonun kansere yol açmasının altında yatan nedendir.

13:17.140 --> 13:18.880
Daha zayıf olan türler ise,

13:19.540 --> 13:21.220
röntgen cihazlarında kullanılır.

13:22.640 --> 13:24.200
Röntgen cihazının yaptığı şey,

13:24.760 --> 13:27.940
görünmez dalgaları görülebilir ışık haline çevirmektir.

13:29.380 --> 13:33.540
Yani görüntü aslında cihazın bize oluşturduğu yapay bir algıdır.

13:33.820 --> 13:36.060
Bu örnek şunu gösterir.

13:38.040 --> 13:43.860
Işık, ancak göz tarafından algılandığında ve beyin tarafından yorumlandığında vardır.

13:43.860 --> 13:52.260
Tıpkı, teknolojik cihazların görünmeyen atom altı parçacıkları yakalayıp ekranda görüntüye dönüştürmesi gibi,

13:52.260 --> 14:01.060
insan beyni de, fotonların tetiklediği kimyasal reaksiyonlarla ortaya çıkan elektrik sinyallerini görüntü olarak algılar.

14:01.060 --> 14:05.740
Dışarıda ise bizim tanımladığımız anlamda bir aydınlık yoktur.

14:06.360 --> 14:08.020
Her şey saydamdır.

14:10.040 --> 14:13.560
Işık dediğimiz şey ise tamamen algıdır.

14:14.780 --> 14:20.480
İnsan sahip olduğu bu algı sistemini kendi iradesiyle oluşturmuş değildir.

14:20.480 --> 14:25.320
Duyu organlarımız şükretmemiz için özel olarak yaratılmıştır.

14:26.400 --> 14:30.120
Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de bu gerçeğe şöyle dikkat çeker.

14:30.120 --> 14:59.160
Şimdi gelelim renk meselesine.

15:00.120 --> 15:03.240
Renkleri hiç düşündünüz mü?

15:05.420 --> 15:09.080
Aslında dış dünyada renk diye bir şey yoktur.

15:10.500 --> 15:12.580
Hiçbir nesnenin kendi başına rengi yoktur.

15:15.560 --> 15:18.520
Renk yalnızca beynimizde üretilen bir yorumdur.

15:18.520 --> 15:24.520
Bunu anlamak için bilgisayarlarımızın renkleri nasıl yorumladığını inceleyebiliriz.

15:27.520 --> 15:30.680
Bilgisayarlar yalnızca elektrik akımlarıyla çalışır.

15:30.680 --> 15:38.520
Bir limona baktığınızda gördüğünüz o canlı sarı tonu hiç düşündünüz mü?

15:38.520 --> 15:44.400
Gerçekten dış dünyada limon sarısı diye bir renk var mı?

15:46.320 --> 15:56.720
Peki bilgisayar monitörlerimizde bir limon görüntülendiğinde ki kabloların içinden boya akmadığını bildiğimize göre o sarı tam olarak nasıl üretiliyor?

15:56.720 --> 16:01.560
Gelin biraz daha yakından bakalım.

16:02.640 --> 16:04.720
Ekranınızdaki limon görüntüsüne yaklaşın.

16:06.840 --> 16:10.380
O sarının aslında sayısız küçük pikselden oluştuğunu göreceksiniz.

16:11.320 --> 16:13.980
Her pikselin içinde 3 minik ışık vardır.

16:14.880 --> 16:16.600
Kırmızı, yeşil ve mavi.

16:16.600 --> 16:22.720
Bilgisayar kablolarından saniyede milyarlarca kez elektrik akımı geçer.

16:24.700 --> 16:27.120
Bu akımların dili oldukça basittir.

16:29.320 --> 16:33.180
Düşük voltaj 0, yüksek voltaj 1.

16:35.600 --> 16:38.780
Yani sadece var veya yok.

16:41.120 --> 16:44.960
Bu 1 ve 0'lar işlemci tarafından sayılara dönüştürülür.

16:46.600 --> 16:55.980
Ve bu sayılar ekrandaki pikselde hangi renk lambanın 0'dan 255'e kadar olan bir değerde ne kadar pardayacağını belirler.

16:58.360 --> 17:03.600
Böylece kırmızı, yeşil ve mavi renklerin karışımından yeni renkler oluşturulabilmiyor.

17:06.960 --> 17:10.380
Limon örneğinde bilgisayar şu komutu verir.

17:12.660 --> 17:15.600
Kırmızı 255, yeşil 250.

17:16.600 --> 17:18.360
Mavi 205.

17:19.820 --> 17:25.840
Yani kırmızıyı tam aç, yeşili neredeyse tam aç, maviyi ise biraz kız.

17:26.980 --> 17:33.600
Böylece biz baktığımızda kabloların içinden gelen elektriğin sarı şeklinde yorumlanarak gösterildiğini izliyoruz.

17:33.600 --> 17:42.760
Bilgisayarlarımız, belirli değerlerdeki elektrik akımlarını sarı olarak yorumlaması için önceden programlanmış.

17:42.760 --> 17:48.740
Yani burada gerçek olan şey, elektriğin nasıl yorumlandığıdır.

17:51.400 --> 17:53.080
Sarının kendisi gerçek değil.

17:53.080 --> 17:58.540
Peki ya beynimizde durum nasıl?

17:58.540 --> 18:05.000
İnsan beyninde de benzer şekilde bir davranış söz konusudur.

18:06.380 --> 18:13.240
Bir limona baktığımızda üzerinden yansıyan fotonlar, ki bunların kendisi renk değil.

18:13.240 --> 18:24.820
Yani ışık parçacıkları, gözümüze çarpar, retinadaki hücreleri uyarır ve bu uyarılar da elektrik sinyallerine dönüşür.

18:24.820 --> 18:31.520
Beynimiz bu sinyalleri çözümler ve o dalga boyuna bir anlam verir.

18:32.640 --> 18:36.900
Beyin der ki, bu elektrik akımının bendeki belirlenmiş karşılığı sarıdır.

18:41.980 --> 18:47.880
Gerçekte ise, ne limon sarıdır, ne de ışığın bir rengi vardır.

18:47.880 --> 18:55.260
Gördüğümüz her şey, tüm detaylarıyla birlikte elektrik sinyallerinin yorumundan başka bir şey değildir.

18:58.040 --> 19:03.500
Gözlerimizden beynimize ulaşan elektrik sinyalleri bizim için anlamlı bir hale getirilir.

19:05.540 --> 19:09.380
Bu sinyaller her an zihnimizde yeniden renk olarak oluşturuluyor.

19:10.380 --> 19:12.000
Gerçekte her şey saydamdır.

19:13.320 --> 19:16.220
Ne elektrik akımının rengi vardır, ne de fotonların.

19:16.220 --> 19:19.680
Renkler her an beynimizde yeniden üretilir.

19:20.840 --> 19:25.180
Görebildiğimizi sandığımız bu limon, gerçekte zihnimizde var edilen bir görüntüdür.

19:28.840 --> 19:35.260
Bütün bu kusursuz düzeni yaratan, renkleri bizim için belirleyen, alemlerin Rabbi olan Allah'tır.

19:37.180 --> 19:40.100
Allah Kur'an'da bu konuya şöyle dikkat çekiyor.

19:46.220 --> 19:48.840
Allah'ın boyası

19:48.840 --> 19:54.340
Allah'ın boyasından daha güzel boyası olan kimdir?

19:56.420 --> 19:58.620
Biz yalnızca ona kulluk edenleriz.

19:58.620 --> 20:10.680
İŞİTME

20:10.680 --> 20:19.680
Ses, aslında hiç var olmayan bir titreşimdir.

20:23.520 --> 20:29.860
Havadaki dalgaların kulağımızdaki küçük kemiklere çarpmasıyla oluşan bir elektrik sinyalidir.

20:29.860 --> 20:36.500
Ne bir notanın gerçek bir varlığı vardır, ne de bir melodinin havada dolaşan şekli.

20:38.660 --> 20:42.840
O sesleri, o müziği, biz aslında beynimizin içinde duyarız.

20:42.840 --> 20:47.800
Bir enstrümanın tınısı

20:47.800 --> 20:51.120
Bir insanın sesi

20:51.120 --> 20:57.240
Hepsi sadece beynimizde yorumlanan sinyallerdir.

20:58.460 --> 21:00.600
Beynimizin dışında aslında ses yoktur.

21:01.600 --> 21:03.360
Mutlak bir sessizlik hakimdir.

21:04.740 --> 21:10.680
Dış dünyada var olanlar, yalnızca ses dalgaları olarak adlandırılan fiziksel titreşimlerdir.

21:10.680 --> 21:19.840
Bu titreşimlerin anlamlı bir sese dönüşmesi ise, dışarıda ya da kulağımızda değil, beynimizin içinde gerçekleşir.

21:26.420 --> 21:29.700
Yani müzik, gerçekte dışarıda çalmıyor.

21:31.080 --> 21:32.940
O, bizim içimizde çalıyor.

21:38.520 --> 21:40.660
Kur'an'da Allah şöyle buyuruyor.

21:40.680 --> 21:44.500
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

21:46.840 --> 21:48.760
Göklerde ve yerde olanların tümü,

21:49.460 --> 21:52.060
Melik, Kuddüs, Aziz,

21:52.640 --> 21:54.760
Hakim olan Allah'ı tesbih eder.

21:54.760 --> 22:04.420
Evrenin her noktasında bir ritim vardır.

22:06.040 --> 22:06.680
Atomlar,

22:07.760 --> 22:08.440
Yıldızlar,

22:09.500 --> 22:10.000
Kalpler,

22:12.680 --> 22:15.500
Hepsi aynı ilahi orkestranın bir parçasıdır.

22:15.500 --> 22:18.380
Her şey,

22:18.940 --> 22:21.280
Durmaksızın Allah'ı tesbih etmektedir.

22:23.040 --> 22:24.900
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

22:28.960 --> 22:30.420
Kendileri yaratılıp dururken,

22:31.060 --> 22:33.880
Hiçbir şeyi yaratamayan şeylerime ortak koşuyorlar.

22:33.880 --> 22:46.700
Dokunma

22:46.700 --> 22:53.780
Bir düşünün.

22:54.580 --> 22:55.580
Elinizi uzatıyor,

22:55.900 --> 22:57.920
Bir şeye dokunduğunuzu hissediyorsunuz.

22:57.920 --> 23:01.060
Peki,

23:02.060 --> 23:03.540
Gerçekten dokunuyor musunuz?

23:07.500 --> 23:08.680
Fiziksel olarak,

23:09.160 --> 23:11.500
Bir şeye dokunmak aslında imkansızdır.

23:11.500 --> 23:16.620
Bir basketbol oyuncusunu düşünün.

23:17.360 --> 23:20.000
Topu iki eliyle sıkıca tutuyor gibi görünür.

23:20.860 --> 23:22.500
Parmakları topun yüzeyine değmiş,

23:23.040 --> 23:25.280
Sanki basınç uygulayarak onu kavruyordur.

23:26.320 --> 23:28.140
Ama bu sadece bir yanılsama.

23:30.500 --> 23:31.220
Gerçekte,

23:31.820 --> 23:33.640
Oyuncunun parmaklarındaki atomlar,

23:33.640 --> 23:36.580
Topun atomlarına asla değmezler.

23:37.140 --> 23:39.280
Atomlar birbirine yaklaşırken,

23:39.280 --> 23:42.380
Etrafındaki elektronlar da birbirine yaklaşır.

23:43.240 --> 23:43.980
İşte o anda,

23:44.540 --> 23:46.400
Elektromanyetik kuvvet devreye girer.

23:48.200 --> 23:48.940
Elektronlar,

23:49.500 --> 23:52.200
Birbirlerini sanal fotonlar aracılığıyla iterler.

23:53.460 --> 23:55.200
Ve bu itme öyle güçlüdür ki,

23:55.860 --> 23:59.840
İki atomun birbirine gerçekten değmesi asla mümkün olmaz.

24:00.300 --> 24:01.300
Yani,

24:01.800 --> 24:03.140
Topu tutan parmaklar,

24:03.440 --> 24:05.480
Aslında topun yüzeyine dokunmaz.

24:06.460 --> 24:08.840
Sadece atomlar arası itme kuvveti,

24:08.840 --> 24:11.340
Beynimizde bir temas hissi oluşturur.

24:12.180 --> 24:12.720
Biz o an,

24:13.000 --> 24:14.300
Dokunduğumuzu zannederiz.

24:15.120 --> 24:15.520
Oysa,

24:15.700 --> 24:16.700
Dokunma dediğimiz şey,

24:17.080 --> 24:19.520
Sadece beynin yorumladığı bir elektrik sinyalidir.

24:20.860 --> 24:21.440
Bu durumda,

24:21.840 --> 24:23.040
Şunu söylemek yanlış olmaz.

24:23.940 --> 24:24.200
Biz,

24:24.520 --> 24:25.480
Hayatımız boyunca,

24:25.760 --> 24:27.740
Hiçbir şeye gerçek anlamda dokunmadık.

24:29.140 --> 24:30.960
Bu fiziksel gerçek,

24:30.960 --> 24:33.620
Bizi daha derin bir gerçeğe götürür.

24:33.620 --> 24:38.440
Dokunduğumuzu sandığımız her şey,

24:38.940 --> 24:42.240
Aslında sadece beynimizde oluşan bir algıdan ibarettir.

24:44.960 --> 24:46.360
İnsan görme,

24:46.760 --> 24:47.160
Duyma,

24:47.420 --> 24:49.700
Koklama gibi duyularına şüpheyle yaklaşabilir.

24:49.700 --> 24:53.040
Ama dokunma hissi,

24:53.340 --> 24:56.240
Dış dünyanın gerçekten var olduğu izlenimini verir.

24:57.800 --> 24:58.700
Oysa gerçekte,

25:00.160 --> 25:03.820
Dokunma da diğer duyular gibi beyinde oluşturulan bir sinyaldir.

25:05.900 --> 25:07.620
Beyin o sinyali almazsa,

25:08.200 --> 25:10.040
Kişi maddeye temas etse bile,

25:10.040 --> 25:11.800
Onu hissedemez.

25:11.800 --> 25:21.460
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

25:23.760 --> 25:26.780
Rablerine karşı içleri titreyerek korkanların,

25:27.560 --> 25:29.020
Ondan derileri ürperir.

25:31.020 --> 25:31.380
Sonra,

25:31.380 --> 25:33.520
Onların derileri ve kalpleri,

25:34.120 --> 25:35.920
Allah'ın zikrine karşı yumuşar,

25:36.580 --> 25:37.080
Yatışır.

25:41.800 --> 25:49.060
Ya ağrılarımız?

25:50.260 --> 25:51.300
Ağrı,

25:51.760 --> 25:53.720
Ne kadar da gerçek hissedilir,

25:53.920 --> 25:54.240
Değil mi?

25:55.840 --> 25:57.040
Dizimizi vurduğumuzda,

25:57.380 --> 25:59.240
O sızıyı anında hissederiz.

26:00.900 --> 26:02.380
Sanki ağrı,

26:02.840 --> 26:04.400
Dizimizin içinden geliyormuş gibi.

26:05.740 --> 26:08.280
Oysa bilimsel olarak durum çok farklıdır.

26:10.060 --> 26:11.100
Bir darbe anında,

26:11.100 --> 26:13.740
Cilt altındaki sinir uçları uyarılır.

26:15.020 --> 26:15.900
Bu uyarılar,

26:16.120 --> 26:17.880
Elektrik sinyalleri haline gelir,

26:18.380 --> 26:20.440
Ve omurilik üzerinden beyne,

26:20.920 --> 26:22.420
Ağrı merkezine iletilir.

26:24.340 --> 26:24.760
Beyin,

26:25.160 --> 26:26.360
Bu sinyalleri yorumlar.

26:27.220 --> 26:28.620
Yani ağrının yeri,

26:28.980 --> 26:30.840
Şiddeti ve biçimi beyinde oluşur.

26:32.460 --> 26:32.820
Ama,

26:33.220 --> 26:34.260
Beyne gelen elektrik,

26:34.400 --> 26:35.900
Öyle bir şekilde kodlanır ki,

26:36.540 --> 26:37.220
Biz ağrıyı,

26:37.220 --> 26:39.320
Vücudun belirli bir bölgesinde sanırız.

26:39.320 --> 26:41.440
Oysa,

26:41.660 --> 26:42.600
O bölgede,

26:42.920 --> 26:43.960
Ağrıyı hisseden,

26:44.180 --> 26:45.100
Bir bilinç yoktur.

26:46.660 --> 26:47.620
Dizimizin,

26:47.780 --> 26:49.660
Kendi acısından haberi bile yoktur.

26:52.000 --> 26:53.700
Bu noktada soru şu,

26:54.920 --> 26:55.960
Eğer ağrı,

26:56.100 --> 26:58.040
Yalnızca beynin içinde oluşuyorsa,

26:59.080 --> 26:59.500
O zaman,

26:59.660 --> 27:01.560
Gerçekten acı çeken kimdir?

27:01.560 --> 27:05.460
Aynada izlediğiniz,

27:05.520 --> 27:06.740
Vücudunuz mu acı çekiyor?

27:08.240 --> 27:08.680
Yoksa,

27:08.820 --> 27:09.660
Beyninizin içinde,

27:10.060 --> 27:10.980
Elektrik akımlarını,

27:11.060 --> 27:12.720
Görüntü olarak izleyen ruhunuz mu?

27:14.720 --> 27:16.300
Gördüğümüz görüntüler gibi,

27:16.720 --> 27:17.900
Hissettiğimiz acılar da,

27:18.020 --> 27:19.720
Beynin içinde üretilen algılardır.

27:22.300 --> 27:22.720
Beyinde,

27:23.020 --> 27:24.960
Farklı elektrik sinyalleri yorumlanarak,

27:24.960 --> 27:26.780
Hem düşme görüntüsünü,

27:27.240 --> 27:28.400
Hem de ağrı hissi,

27:28.620 --> 27:29.720
Aynı anda oluşturulur.

27:29.720 --> 27:34.580
Gördüğümüz görüntüler gibi,

27:35.060 --> 27:36.280
Hissettiğimiz acılar da,

27:36.780 --> 27:38.540
Beynin içinde üretilen algılardır.

27:41.920 --> 27:42.880
Yani,

27:43.320 --> 27:45.260
Hem dizimizin düştüğünü görürüz,

27:45.700 --> 27:47.000
Hem de o düşüşün,

27:47.200 --> 27:48.280
Acısını hissederiz.

27:49.580 --> 27:51.660
Ama bu iki deneyim de,

27:51.660 --> 27:52.940
Aynı merkezde,

27:53.680 --> 27:55.080
Beynimizde gerçekleşir.

27:56.900 --> 27:57.860
Gerçekte,

27:58.420 --> 27:59.220
Ne diz ağrır,

27:59.220 --> 28:01.080
Ne de görüntü acı çeker.

28:03.100 --> 28:03.720
Ağrı da,

28:03.860 --> 28:04.480
Görüntü de,

28:04.960 --> 28:06.780
Tıpkı bir rüya sahnesi gibi,

28:06.920 --> 28:08.760
Allah'ın beynimizde yarattığı,

28:08.920 --> 28:10.340
Kusursuz bir algıdır.

28:10.340 --> 28:14.400
Her acı,

28:14.400 --> 28:14.420
Her acı,

28:14.720 --> 28:15.320
Her his,

28:15.760 --> 28:16.440
Her duyum,

28:16.980 --> 28:19.880
Allah'ın özel olarak yarattığı bir mucizedir.

28:19.880 --> 28:27.240
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

28:29.120 --> 28:29.500
Allah,

28:30.260 --> 28:30.620
Sizi,

28:31.180 --> 28:34.360
Annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı,

28:35.260 --> 28:37.360
Ve umulur ki şükredersiniz diye,

28:38.260 --> 28:38.780
İşitme,

28:39.140 --> 28:41.620
Görme duyularını ve gönüller verdi.

28:41.620 --> 28:54.580
Tatman,

28:54.580 --> 28:55.220
Tat,

29:03.220 --> 29:05.980
hayatımızın en keyifli duyularından biri.

29:05.980 --> 29:11.820
Bir parça çikolata,

29:15.020 --> 29:17.280
Taze bir limon,

29:21.360 --> 29:22.660
Sevdiğiniz bir meyve,

29:22.660 --> 29:26.720
Hepsi,

29:27.340 --> 29:30.920
Sanki gerçek dışı bir mutluluğu dilimizin ucunda taşır.

29:32.760 --> 29:33.760
Peki,

29:34.520 --> 29:36.920
Bu tatların gerçekte nerede oluştuğunu,

29:37.540 --> 29:38.440
Hiç düşündünüz mü?

29:40.700 --> 29:42.460
Gelin birlikte bakalım.

29:45.060 --> 29:46.940
İnsan dilinin üzerinde,

29:47.500 --> 29:49.740
Dört temel kimyasal alıcı bulunur.

29:51.120 --> 29:51.640
Tatlı,

29:51.640 --> 29:56.840
Tuzlu,

30:00.960 --> 30:02.640
Acı,

30:03.640 --> 30:09.320
Ve ekşi.

30:09.320 --> 30:12.460
Nasıl ki,

30:12.880 --> 30:14.100
Bilgisayar ekranlarında,

30:14.620 --> 30:16.420
Kırmızı, yeşil ve mavinin,

30:16.640 --> 30:18.320
Farklı oranlarda birleşmesiyle,

30:18.520 --> 30:20.180
Sayısız renk ortaya çıkıyorsa,

30:21.260 --> 30:22.040
Aynı şekilde,

30:22.620 --> 30:24.700
Dilimizdeki bu dört tat alıcısının,

30:24.840 --> 30:26.320
Farklı kombinasyonları da,

30:26.860 --> 30:29.280
Binlerce ayrı tat hissi oluşturur.

30:29.280 --> 30:32.840
Bu alıcılar,

30:32.840 --> 30:35.040
Ağzımıza aldığımız her lokmada,

30:35.480 --> 30:37.800
Besinlerdeki kimyasal maddeleri algılar,

30:38.260 --> 30:40.440
Ve onları bir dizi karmaşık işlemle,

30:40.780 --> 30:42.740
Elektrik sinyallerine dönüştürür.

30:43.320 --> 30:44.280
Bu sinyaller,

30:44.440 --> 30:45.480
Beyne ulaştığında,

30:45.960 --> 30:47.000
Beyin onları yorumlar,

30:47.540 --> 30:49.120
Ve biz buna tat deriz.

30:49.120 --> 30:52.560
Bir pasta dilimi yediğinizde,

30:52.980 --> 30:54.940
Beyninizde oluşan pasta görüntüsüne,

30:55.500 --> 30:57.840
Beyninizde oluşan tatlılık sinyali eklenir.

30:59.180 --> 31:00.580
Bu iki algı birleştiğinde,

31:00.980 --> 31:03.740
O pastayı sevmenizi sağlayan his ortaya çıkar.

31:08.480 --> 31:10.940
Siz iştahla pastayı yerken,

31:11.420 --> 31:13.200
Dilinizde gerçekleşen tek şey,

31:13.700 --> 31:16.540
Birkaç kimyasalın elektrik sinyallerine dönüşmesidir.

31:16.540 --> 31:19.860
Tat deneyimi ise,

31:20.220 --> 31:21.680
Tamamen beyninizde oluşur.

31:23.540 --> 31:26.140
Aslında dış dünyadaki nesnelere,

31:26.240 --> 31:28.200
Hiçbir zaman doğrudan ulaşamazsınız.

31:30.780 --> 31:32.840
Limonun kendisini göremez,

31:33.160 --> 31:34.820
Koklayamaz ve tadamazsınız.

31:36.000 --> 31:37.620
Sadece beyninizin,

31:37.740 --> 31:39.940
O nesneyi nasıl yorumladığını algılarsınız.

31:39.940 --> 31:47.760
Tat sinirleri bir anlığına kesilse,

31:48.220 --> 31:51.080
Dünyanın en sevdiğiniz yiyeceğini bile yeseniz,

31:51.640 --> 31:54.000
Beyniniz o tadı asla duyamaz.

31:56.000 --> 31:59.000
Tat alma duyusu tamamen kaybolur.

31:59.000 --> 32:05.060
Yediğiniz her şeyin tadının bu kadar canlı,

32:05.460 --> 32:08.220
Bu kadar gerçek hissettirmesi sizi aldatmasın.

32:09.860 --> 32:12.560
Tattığınızı sandığınız tüm lezzetler,

32:13.560 --> 32:16.640
Beyninizde oluşan kusursuz bir algı bütününden ibarettir.

32:16.640 --> 32:20.180
Bilimsel gerçeklik bize şunu söyler.

32:21.380 --> 32:22.500
Tat dediğimiz şey,

32:23.060 --> 32:24.760
Dış dünyanın kendisi değil,

32:25.800 --> 32:27.920
Zihnimizin ona yüklediği anlamdır.

32:30.240 --> 32:32.600
Gerçekte hiçbir şey kendiliğinden tuzlu,

32:32.960 --> 32:35.200
Tatlı, ekşi ya da acı değildir.

32:36.780 --> 32:38.040
Tat dediğimiz şey,

32:38.760 --> 32:40.880
Yiyeceklerdeki kimyasalları algılayan,

32:40.880 --> 32:44.100
Dil reseptörlerinin oluşturduğu elektrik sinyallerinin,

32:44.100 --> 32:48.800
Beynin beynine ulaşması ve beynin bu sinyalleri yorumlamasıyla ortaya çıkar.

32:50.300 --> 32:54.620
Yediğimiz hiçbir şeyin aslında gerçek anlamda tadı yoktur.

32:57.360 --> 33:01.880
Örneğin acı aslında beyninizde hazır olarak bulunan bir algıdır.

33:03.860 --> 33:08.180
Dilden beyne, acı hissine karşılık gelen elektrik sinyalleri ulaştığında,

33:08.180 --> 33:11.400
Beyin bu sinyalleri yorumlar ve siz de,

33:11.400 --> 33:15.080
Evet, bu biber gerçekten acı diye düşünürsünüz.

33:17.600 --> 33:19.780
Tatların bütün çeşitlerini,

33:22.020 --> 33:22.600
Tatlıyı,

33:24.780 --> 33:25.460
Tuzluyu,

33:27.220 --> 33:27.820
Ekşiyi,

33:29.720 --> 33:30.180
Acıyı

33:30.180 --> 33:33.060
Ve daha nicelerini,

33:33.640 --> 33:36.500
Tüm incelikleriyle bize kusursuzca algılatan,

33:38.420 --> 33:41.000
Bu mükemmel tad alma sistemini var eden,

33:41.540 --> 33:43.540
Sonsuz güç kuvvet sahibi,

33:44.100 --> 33:45.960
Alemlerin Rabbi olan Allah'tır.

33:45.960 --> 33:59.580
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

34:01.960 --> 34:04.120
Asmalı ve asmasız bahçeleri,

34:05.160 --> 34:07.240
Hurmaları ve tatları farklı ekinleri,

34:08.320 --> 34:09.480
Zeytinleri ve narları,

34:10.520 --> 34:12.460
Birbirine benzer ve benzeşmez,

34:13.020 --> 34:13.880
Yaratan O'dur.

34:13.880 --> 34:18.600
Ürün verdiğinde ürününden yiyin ve hasat günü hakkını verin,

34:19.460 --> 34:20.340
İsraf etmeyin.

34:21.120 --> 34:21.720
Çünkü O,

34:22.300 --> 34:23.620
İsraf edenleri sevmez.

34:23.620 --> 34:36.860
Koklama

34:36.860 --> 34:40.860
Koklama

34:40.860 --> 34:49.700
Bir insana,

34:50.400 --> 34:53.040
Kokuları nasıl hissediyorsun diye sorsanız,

34:54.020 --> 34:54.800
Büyük ihtimalle,

34:55.640 --> 34:57.720
Burnumla diye cevap verecektir.

34:59.600 --> 35:00.900
Ama bu,

35:01.300 --> 35:03.100
Sandığımız kadar doğru değildir.

35:03.100 --> 35:08.380
Yale Üniversitesi'nden nöroloji profesörü Gordon Shepard,

35:08.820 --> 35:10.180
Bu durumu şöyle açıklıyor.

35:14.180 --> 35:16.380
Burnumuzla kokladığımızı düşünürüz,

35:17.020 --> 35:20.000
Ama bu sanki kulak memesiyle duyuyoruz,

35:20.540 --> 35:21.840
Demek gibi bir şeydir.

35:21.840 --> 35:34.080
Aslında koku algımızın işleyişi diğer duyularımızla aynı prensibe dayanır.

35:35.980 --> 35:40.600
Burnumuzun dışarıdan gördüğümüz kısmı yalnızca bir geçiş tünelidir.

35:42.060 --> 35:45.640
Görevi, havadaki koku moleküllerini içeri almakla sınırlıdır.

35:45.640 --> 35:48.560
Vanilya,

35:49.700 --> 35:49.980
Gül,

35:51.180 --> 35:54.380
Veya lavantaların kokusunu oluşturan uçucu moleküller,

35:55.320 --> 35:59.560
Burnumuzun derinliklerinde bulunan olfaktör epitel bölgesine ulaşır.

36:01.940 --> 36:06.420
Buradaki titrek tüylerin üzerindeki özel alıcılarla etkileşime girer.

36:07.880 --> 36:10.860
Bu etkileşim bir anda elektrik sinyallerine dönüşür.

36:11.860 --> 36:12.900
Ve bu sinyaller,

36:12.900 --> 36:16.360
Beynimizdeki koku merkezi tarafından yorumlanır.

36:17.360 --> 36:18.040
İşte,

36:18.740 --> 36:19.700
Koku dediğimiz şey,

36:20.260 --> 36:22.920
Moleküllerin sebep olduğu elektrik sinyallerinin,

36:23.700 --> 36:26.480
Beynimizde oluşturduğu algıdan başka bir şey değildir.

36:33.440 --> 36:34.400
Güzel,

36:35.540 --> 36:38.240
Veya kötü,

36:38.240 --> 36:41.200
Parfüm,

36:42.700 --> 36:45.800
Çiçek,

36:48.500 --> 36:49.420
Yemek kokusu,

36:49.420 --> 36:54.180
Ya da deniz esintisi.

36:56.880 --> 36:59.780
Beğendiğiniz veya hoşlanmadığınız tüm kokular,

37:00.560 --> 37:01.360
Dışarıda değil,

37:02.080 --> 37:02.980
Zihninizde oluşur.

37:02.980 --> 37:07.580
Üstelik koku molekülleri hiçbir zaman beynimize ulaşmaz.

37:08.540 --> 37:10.500
Tıpkı ses ve görüntüde olduğu gibi,

37:11.000 --> 37:13.820
Beyninize ulaşan tek şey elektrik sinyalleridir.

37:13.820 --> 37:17.280
Yani hissettiğimiz tüm kokular,

37:17.280 --> 37:20.280
Dış dünyadan gelen moleküllerin,

37:20.780 --> 37:23.240
Beynimizdeki elektriksel yorumundan ibarettir.

37:23.240 --> 37:32.500
Bu durumda kokunun yönü de yoktur.

37:33.100 --> 37:36.200
Çünkü tüm kokular dışarıdan geldiğini sandığımız halde,

37:36.580 --> 37:38.060
Gerçekte tek bir noktada,

37:38.700 --> 37:41.220
Beynimizdeki koku alma merkezinde algılanır.

37:43.840 --> 37:46.100
Kekin kokusu fırından yükseliyor gibi görünür.

37:46.100 --> 37:53.120
Yemeğin kokusu mutfaktan yayılıyor sanırsınız.

37:54.760 --> 37:57.700
Çiçeklerin kokusu bahçeden gelir.

38:00.360 --> 38:01.460
Denizin kokusu ise,

38:02.120 --> 38:05.780
Rüzgarla birlikte yüzlerce metreden taşınıyormuş gibi hissedersiniz.

38:08.200 --> 38:09.800
Tüm bu kokular,

38:10.140 --> 38:12.780
Nereden geldiğini düşündüğünüzden bağımsız olarak,

38:13.220 --> 38:14.140
Beyninizde oluşur.

38:14.140 --> 38:17.300
Beynin dışındaki dünyada,

38:17.800 --> 38:20.140
Sağdan, soldan, önden,

38:20.580 --> 38:22.880
Arkadan gelen koku diye bir kavram yoktur.

38:24.400 --> 38:26.240
Her koku, tek bir merkezde,

38:26.600 --> 38:27.780
Aynı noktada algılanır.

38:28.640 --> 38:31.420
Biz bu algıyı dışarıdaki maddelere ait sanırız.

38:33.280 --> 38:36.000
Tıpkı bir çiçeğin görüntüsünün gözünüzde değil,

38:36.520 --> 38:38.120
Beyninizde oluşması gibi.

38:39.080 --> 38:41.360
O çiçeğin kokusu da burnunuzda değil,

38:41.360 --> 38:44.300
Koku alma merkezinizin içinde oluşur.

38:44.300 --> 38:47.580
Dışarıda gerçek bir koku olsa bile,

38:49.260 --> 38:52.440
Onun gerçek haline ulaşmanız mümkün değildir.

38:52.440 --> 38:57.180
Sadece beyninizin yorumladığı şekliyle algılarsınız.

38:58.900 --> 39:03.220
Bu gerçeği yıllar önce fark eden filozof George Berkeley şöyle der.

39:03.220 --> 39:12.800
Önce renklerin, kokuların ve diğer duygularımızın gerçekte var olduğu sanıldı.

39:14.000 --> 39:21.000
Ama daha sonra bu çeşit görüşler reddedildi ve görüldü ki bunlar ancak duyumlarımız sayesinde vardır.

39:21.000 --> 39:30.240
Sayısız kokuları zihnimizde oluşturan,

39:31.640 --> 39:33.440
Bu kokuların yönünü bize belirten,

39:34.980 --> 39:36.400
Her şeye güç yetiren

39:36.400 --> 39:39.700
Ve üstün sanat sahibi olan,

39:40.700 --> 39:42.760
Alemlerin Rabbi olan Allah'tır.

39:42.760 --> 39:50.620
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

39:52.620 --> 39:56.600
Yere gelince onu da varlıklar için alçalttı.

39:58.100 --> 40:01.440
Onda meyveler ve salkımlı hurmalıklar var,

40:02.380 --> 40:05.460
Yapraklı taneler ve güzel kokulu bitkiler.

40:05.460 --> 40:10.840
Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

40:35.460 --> 40:39.300
Renklerle, seslerle ve dokularla dolu,

40:39.900 --> 40:42.380
Muazzam bir tablo gibi karşımızda canlanır.

40:50.060 --> 40:53.120
Oysa tüm bu görkemin oluşturulduğu yer,

40:53.900 --> 40:56.760
Zifiri karanlık ve mutlak bir sessizlik içindedir.

40:56.760 --> 41:02.640
Kafatasımızın içindeki,

41:03.400 --> 41:05.540
O bir buçuk kilogramlık et parçası,

41:07.240 --> 41:08.520
Işığın hiç uğramadığı,

41:09.080 --> 41:10.520
Sesin hiç yankılanmadığı,

41:11.080 --> 41:12.060
Bu kapalı kutuda,

41:12.980 --> 41:15.940
Saniyede milyarlarca elektrik sinyali çarpışır.

41:17.620 --> 41:17.880
Peki,

41:18.720 --> 41:19.800
Madde dediğimiz olgu,

41:19.800 --> 41:22.980
Burada sadece kalitesiz bir elektrik akımından ibaretse,

41:23.980 --> 41:26.600
O zaman beyin dediğimiz yapının kendisi nedir?

41:26.760 --> 41:30.020
Eğer beyin,

41:30.520 --> 41:33.300
Dış dünyadan gelen elektrik akımlarını yorumlayarak,

41:33.900 --> 41:36.080
Bize bir evren inşa ediyorsa,

41:38.020 --> 41:42.300
O zaman beynin kendisine dair bilgimiz de bir yorumdan ibaret değil midir?

41:44.580 --> 41:46.940
Kendimizi bir aynada gördüğümüzde,

41:46.940 --> 41:52.140
Ya da bir MR cihazında beynimizi izlediğimizde,

41:52.140 --> 41:57.180
Aslında yine beynimizin bize sunduğu bir görüntüyü izleriz.

41:57.180 --> 41:59.860
Peki,

42:00.440 --> 42:02.480
Beyin gerçekten madde midir?

42:03.720 --> 42:06.340
Ya da rüyalarımız gibi,

42:07.000 --> 42:07.840
O da mı bir hayal?

42:10.440 --> 42:11.700
İşin aslı,

42:12.540 --> 42:14.000
Beynimizi hayal değil de,

42:14.540 --> 42:16.680
Somut bir madde olarak kabul etsek bile,

42:17.440 --> 42:17.940
Yine de,

42:18.440 --> 42:20.000
Büyük bir sırla yüzleşiriz.

42:20.000 --> 42:24.960
Bilime göre gerçekliğin kendisi,

42:25.600 --> 42:27.640
Enerjiden başka bir şey değildir.

42:29.460 --> 42:30.300
Modern fizik,

42:31.020 --> 42:32.280
Diğer her şey gibi,

42:32.680 --> 42:36.700
Beynimizi de oluşturan atomların ve elektronların katı nesneler değil,

42:37.840 --> 42:40.640
Belirli frekanslarda titreşen enerji paketleri,

42:40.640 --> 42:44.240
Ve yoğunlaşmış dalga fonksiyonları olduğunu kanıtlamıştır.

42:45.920 --> 42:49.180
Maddenin o sarsılmaz zannettiğimiz temel yapısı,

42:49.640 --> 42:51.460
Atom altı seviyeye inildiğinde,

42:51.900 --> 42:54.760
Yerini derin bir boşluğa ve titreşime bırakır.

42:56.520 --> 42:57.400
Eğer her şey,

42:57.820 --> 42:59.420
Özünde enerjiden ibaretse,

43:00.160 --> 43:02.480
Yani o zaman enerji mi enerjiyi algılıyor?

43:04.400 --> 43:05.320
Eğer beyinde,

43:05.880 --> 43:08.680
Diğer her şey gibi bir enerji dalgalanmasıysa,

43:08.680 --> 43:10.940
Gören, duyan ve

43:10.940 --> 43:13.460
Ben buradayım diyen gerçekte kimdir?

43:15.280 --> 43:17.280
Yoksa zihnimiz,

43:17.800 --> 43:21.180
Bu algılar evreninin ötesinde bir hakikate mi aittir?

43:23.980 --> 43:27.060
Zihnimizin bu muazzam oyununu anlamak için,

43:27.520 --> 43:29.560
Yeniden uykunun derinliklerine bakalım.

43:31.600 --> 43:35.920
Rüyada kendinizi usta bir beyin cerrahı olarak görebilirsiniz.

43:35.920 --> 43:40.860
Elinizdeki neşterin metalik soğukluğunu hisseder,

43:41.460 --> 43:46.380
Ameliyat ettiğiniz beynin kıvrımlarını en ince ayrıntısına kadar görürsünüz.

43:46.380 --> 43:48.640
O an,

43:48.640 --> 43:51.640
O beyin sizin için mutlak gerçektir.

43:55.920 --> 43:57.760
Ancak uyandığınızda,

43:58.860 --> 44:01.100
Ameliyat sırasında kullandığınız neşterin de,

44:02.140 --> 44:04.240
Üzerinde işlem yaptığınız beynin de,

44:05.540 --> 44:07.540
Hatta rüyadaki beyniniz dahil,

44:07.900 --> 44:10.400
Tüm bedeninizin gerçekte var olmadığını,

44:10.400 --> 44:16.200
Tüm bunların zihninizde oluşturulan bir kurgu olduğunu fark edersiniz.

44:17.340 --> 44:20.860
Şu an uyanık olduğunuzu sandığınız bu dünyadaki beyninizin,

44:21.820 --> 44:24.400
Rüyadaki o hayali beyinden farkı nedir?

44:26.060 --> 44:28.860
Rüyada her şey nasıl tam ve gerçek hissettiriyorsa,

44:30.060 --> 44:34.860
Şu anki deneyimimizin de bir üst uyanışla son bulmayacağından nasıl emin olabiliriz?

44:34.860 --> 44:41.860
Tüm bu harikalar evreni,

44:42.720 --> 44:45.940
Aslında ruh dediğimiz o yüce varlığa izletilen,

44:46.360 --> 44:48.240
Kesintisiz bir şaheserdir.

44:49.540 --> 44:52.540
Beyin bu seyirde sadece bir aracı,

44:52.960 --> 44:53.820
Bir arayüzdür.

44:55.780 --> 44:57.580
Fiziksel zannettiğimiz her şey,

44:58.560 --> 45:02.020
Atom altı seviyede birer enerji parıltısına dönüştüğünde,

45:02.720 --> 45:04.400
Geriye tek bir gerçek kalır.

45:04.860 --> 45:07.200
Bu muazzam sanat,

45:07.980 --> 45:10.400
Sonsuz akıl sahibi olan Rabbimizin,

45:10.800 --> 45:12.920
Her an yeniden yarattığı bir tecellidir.

45:14.900 --> 45:16.980
Yaratılmış olan her şey bir gölge,

45:17.440 --> 45:18.080
Bir hayal.

45:19.120 --> 45:20.580
Baki ve gerçek olan ise,

45:21.040 --> 45:23.560
Yalnızca alemlerin Rabbi olan Allah'tır.

45:25.020 --> 45:25.660
Bizler ise,

45:26.300 --> 45:27.060
O'nun sanatını,

45:27.720 --> 45:29.320
Bize sunulan güzellikler olarak,

45:29.320 --> 45:32.080
O'ndan olan ruhla seyretmekteyiz.

45:34.860 --> 45:41.700
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

45:45.320 --> 45:46.520
Demişlerdir ki,

45:47.520 --> 45:48.320
Eyvahlar bize!

45:49.400 --> 45:52.040
Uykuya bırakıldığımız yerden bizi kim kaldırdı?

45:52.040 --> 45:56.160
Bu, Rahman olan Allah'ın vaad ettiğidir.

45:57.620 --> 45:59.380
Demek ki gönderilen elçiler,

46:00.000 --> 46:00.800
Doğru söylemiş.

46:00.800 --> 46:01.800
 

46:01.800 --> 46:02.300
 

46:02.300 --> 46:02.800
 

46:02.800 --> 46:32.780
 

