WEBVTT

00:00.000 --> 00:10.000
Evrim Yanılgısı ve Gerçekler

00:30.000 --> 00:40.000
Yeryüzü, milyarlarca yıldır süre gelen sessiz bir mucizenin evi.

00:40.000 --> 00:45.000
Her köşesinde ayrı bir sanat.

00:45.000 --> 00:50.000
Her hücresinde derin bir akıl barındıran yaşam.

00:50.000 --> 00:54.000
Asırlardır insanlığı şu temel soruyla karşı karşıya getiriyor.

00:54.000 --> 00:57.000
Her şey nasıl başladı?

00:58.000 --> 01:07.000
İnsanoğlu varoluşun bu görkemli mekanizmasını incelediğinde iki farklı açıklamayla karşılaşıyor.

01:07.000 --> 01:18.000
Bir yanda her şeyin kör tesadüflerin ürünü olduğunu iddia eden ve özel olarak elde tutulmaya çalışılan evrim teorisi.

01:19.000 --> 01:30.000
Diğer yanda ise her canlının sonsuz bir kudret ve kusursuz bir ilimle var edildiği gerçeği yaratılış.

01:37.000 --> 01:42.000
Yaklaşık 1,5 yüzyıldır biyoloji bilimi evrim kavramıyla tanımlanıyor.

01:43.000 --> 01:49.000
Çoğu insan bu iddiayı gözlemsel bilimin sarsılmaz bir gerçeği sanıyor.

01:49.000 --> 01:55.000
Oysa derinlerde sessizce büyüyen bir kriz var.

01:55.000 --> 02:02.000
Son 10 yıllarda elde edilen bilimsel bulgular bu köklü zannedilen teorinin temellerini sarsıyor.

02:02.000 --> 02:11.000
Paleontolojiden bio kimyaya kadar pek çok dal, yaşamın tesadüflerle değil üstün bir akılla var edildiğini ortaya koyuyor.

02:12.000 --> 02:19.000
Şimdi ön yargılarımızdan arınarak bu büyük krizin içine yolculuğa çıkma zamanı.

02:33.000 --> 02:42.000
Evrim teorisi felsefi kökenleri eski Yunan'a kadar uzanmasına karşın bilim dünyasının gündemine 19. yüzyılda girdi.

02:42.000 --> 02:50.000
Bu alanda ilk büyük yanılgının temellerini atan isim, Fransız biyolog Jean-Baptiste Lamarck'tı.

02:51.000 --> 02:58.000
Lamarck 1809 yılında kaleme aldığı filosofi zoologik adlı eserinde,

02:58.000 --> 03:04.000
yaşamın o muazzam dengesini basite indirgeyen bir varsayımla ortaya çıktı.

03:04.000 --> 03:11.000
Ona göre canlılar hayatta kalma mücadelesi verirken kendilerini fiziksel olarak değiştirebilir

03:11.000 --> 03:17.000
ve bu sonradan kazanılmış özellikleri bir sonraki nesle miras bırakabilirlerdi.

03:18.000 --> 03:22.000
O ünlü zürafa masalı böyle doğdu.

03:22.000 --> 03:28.000
Lamarck başta kısa boyunlu olan bu canlıların yüksek dallara ulaşmaya çabaladıkça,

03:28.000 --> 03:34.000
boyunlarının uzadığını ve bu değişimin yavrularına aktarıldığını iddia ediyordu.

03:34.000 --> 03:38.000
İlk bakışta masum bir gözlem gibi görünen bu iddia,

03:38.000 --> 03:43.000
aslında yaratılışın o değişmez, kusursuz ve ilahi kanunlarını

03:43.000 --> 03:48.000
tesadüfi değişimlerle ikame etmeye çalışan beyhude bir çabaydı.

03:51.000 --> 03:56.000
Gerçekte zürafaların yükseklere uzanmak gibi bir çabaları yoktur.

03:56.000 --> 04:01.000
Tam tersine, boyunları eğik şekilde olduğunda daha hızlı beslenirler

04:01.000 --> 04:05.000
ve genellikle de beslenmeleri bu şekildedir.

04:05.000 --> 04:09.000
Aralarındaki rekabetin en yoğun olması beklenen kuraklık sezonunda bile,

04:09.000 --> 04:15.000
ve zürafaların çoğunlukla uzun ağaçlardan değil, alçak çalılardan beslendiği görülür.

04:20.000 --> 04:26.000
Bilim, gerçeklerden uzak böyle ideolojik masallarla değil, somut gerçeklerle ilerler.

04:26.000 --> 04:29.000
20. yüzyılın ortalarına gelindiğinde,

04:29.000 --> 04:35.000
yaşamın kalbindeki o en büyük sır, tüm ihtişamıyla açığa çıktı.

04:36.000 --> 04:40.000
Bugün artık biliyoruz ki, canlıların kalıtsal bilgisi,

04:40.000 --> 04:45.000
DNA adı verilen olağanüstü bir moleküler sistemde saklanmaktadır.

04:45.000 --> 04:50.000
Bunun ne anlama geldiğini kavramak için modern teknolojiden bir örnek verebiliriz.

04:50.000 --> 04:54.000
Günümüzde kullandığımız bilgisayar yazılımları ve oyunlar,

04:54.000 --> 04:59.000
özümde hafızada saklanan sıfır ve birlerden oluşan dijital bir dille çalışır.

04:59.000 --> 05:03.000
Ekranda gördüğümüz her renk, tıkladığımız her düğme,

05:03.000 --> 05:10.000
her ölçü, her şekil ve her tasarım daha önceden bilinçli şekilde yazılmış bir kodun sonucudur.

05:12.000 --> 05:16.000
İşte benzer bir sistemin daha mükemmel bir versiyonu,

05:16.000 --> 05:20.000
yeryüzündeki tüm canlıların hücre çekirdeklerinde kayıtlıdır.

05:22.000 --> 05:25.000
Vücudumuzun her detayı, her işlevi,

05:26.000 --> 05:29.000
sonraki nesillere aktarılabilecek her özellik,

05:30.000 --> 05:37.000
adenin, timin, guanin ve sitozin moleküllerinin kullanıldığı dörtlü bir moleküler şifreleme sistemiyle kodlanmıştır.

05:38.000 --> 05:41.000
Bu moleküler kodlama sistemi,

05:41.000 --> 05:47.000
tesadüflerin ortaya çıkaramayacağı kadar hassas, düzenli ve derin bir akıl taşır.

05:47.000 --> 05:51.000
Bilginin moleküler aracılığıyla şifrelenerek saklanması,

05:51.000 --> 05:59.000
her hücre bölünmesinde eksiksiz biçimde kopyalanması ve gerektiği anda kusursuz bir şekilde okunarak işlev kazanması,

06:00.000 --> 06:04.000
Yüce Rabbimizin üstün yaratma sanatının apaçık delillerindendir.

06:05.000 --> 06:07.000
Ne var ki, 1943'de,

06:08.000 --> 06:14.000
DNA'nın keşfiyle iyice anlaşılan genetik gerçekler 1800'lü yıllarda hiç bilinmiyordu.

06:15.000 --> 06:20.000
Çağın ilkel mikroskopları altında, hücre yalnızca bulanık bir leke olarak görülebiliyordu.

06:21.000 --> 06:26.000
İşte Darwinizm, bu ilkel bilim seviyesi ve cehalet ortamında gelişecekti.

06:27.000 --> 06:28.000
Darwin

06:35.000 --> 06:39.000
Materialist dünya görüşünün bir temele ihtiyacı vardı.

06:40.000 --> 06:46.000
Bilimsel bir temelden ziyade, felsefî bir görüş niteliği taşıyan bu yaklaşımın mimarı,

06:46.000 --> 06:50.000
Lamarck'tan etkilenen Charles Robert Darwin,

06:51.000 --> 06:54.000
Zamanın tozlu sayfalarını geriye doğru çevirdiğimizde,

06:54.000 --> 06:59.000
19. yüzyılın sisli atmosferinde karanlık bir gölge belirir.

07:01.000 --> 07:06.000
Bilimin henüz mikroskopun merceğinden hayatın derinliklerine nüfuz edemediği o yıllarda,

07:06.000 --> 07:12.000
kutsal metinlerde bildirilen yaratılış gerçeğine bütünüyle muhalif bir hizmet alır.

07:12.000 --> 07:16.000
Bu, ilahiyat fakültesini terk eden, canlılığın bir yaratıcı olmadan,

07:16.000 --> 07:22.000
kendi kendine, tesadüflerle oluşabileceği iddiasını savunan Charles Darwin'in dünyasıydı.

07:22.000 --> 07:29.000
23 yaşında, aldığı ilahiyat eğitimine rağmen, rahip olmaktan vazgeçmiş maceracı bir genç olan Charles Darwin,

07:30.000 --> 07:37.000
1832 yılında İngiltere kıyılarından demir alan İngiliz Kraliyet Donanmasına ait,

07:38.000 --> 07:43.000
1832 yılında İngiltere kıyılarından demir alan İngiliz Kraliyet Donanmasına ait,

07:44.000 --> 07:48.000
1832 yılında İngiliz Kraliyet Donanmasına ait,

07:48.000 --> 07:51.000
1832 yılında İngiliz Kraliyet Donanmasına ait,

07:52.000 --> 07:59.000
HMS Beagle adlı resmi keşif gemisiyle 5 yıl sürecek uzun bir dünya turuna çıktı.

08:00.000 --> 08:05.000
Darwin özellikle Galapagos adalarında gördüğü canlı çeşitliğinden büyülenmişti.

08:08.000 --> 08:14.000
Farklı adalardaki ispinoz kuşlarının gagalarındaki küçük farklılıklar onda bir fikir uyandırdı.

08:14.000 --> 08:19.000
Bu canlılar yaşadıkları çevreye uyum sağlamak için mi değişmişlerdi?

08:20.000 --> 08:25.000
Yolculuk bittiğinde Darwin gözlemlerini İngiltere'deki hayvan pazarlarına taşıdı.

08:26.000 --> 08:33.000
Sığır yetiştiricilerin çiftleştirme yöntemiyle nasıl farklı cinste sığırlar yetiştirdiklerine şahit oldu.

08:34.000 --> 08:39.000
Bu yapay seçim Darwin'in zihninde yeni bir teori şekillendirmeye başladı.

08:39.000 --> 08:48.000
Ve nihayet 1859 yılında bilim dünyasında büyük tartışmalara yol açan türlerin kökeni isimli eser yayınlandı.

08:49.000 --> 08:55.000
Bu kitap binlerce yıldır süre gelen Allah inancına karşı geliştirilmiş sözde bilimsel bir kılıftı.

08:56.000 --> 09:04.000
Darwin her bir zerresiyle Yüce Allah'ın sonsuz kudretini ve eşsiz sanatını gözler önüne seren canlı çeşitliliğini,

09:05.000 --> 09:16.000
akıl dışı tesadüfler, sözde ortak bir ata ve doğal süreçlerle açıklamaya çalışırken aslında kanıtlayamadığı bir iddiayı dünyaya miras bırakıyordu.

09:17.000 --> 09:24.000
Bu fikir kısa sürede laboratuvarlardan ziyade soğuk felsefe salonlarında yankı buldu.

09:25.000 --> 09:30.000
Materializmin kalbi bu teorinin ritmiyle atmaya başlamıştı.

09:31.000 --> 09:40.000
Nitekim Karl Marx daha sonra milyonlarca insanın sürgününe, kıtlıkla kırılmasına ve infazına zemin hazırlayacak Marxist ideolojisini şekillendirirken,

09:41.000 --> 09:46.000
yazdığı Das Kapitali Charles Darwin'e ithaf ederek şu ifadeyi kullanıyordu.

10:01.000 --> 10:10.000
Darwin'in teorisini Lamarck'ın teorisinden ayıran temel nokta, asıl vurguyu doğal seleksiyon kavramına yapmış olmasıdır.

10:11.000 --> 10:16.000
Lamarck'ın zürafa örneği Darwin'in yanlış senaryosunda daha farklı bir kurguya bürünür.

10:17.000 --> 10:21.000
Bu iddiaya göre ağaca ulaşamayan kısa boylu hayvanlar zamanla eğlenir.

10:22.000 --> 10:29.000
Geriye yalnızca daha uzun olanlar kalır ve böylece nesiller boyunca uzun boyunlu zürafalar ortaya çıkar.

10:30.000 --> 10:39.000
Doğal seleksiyon doğadaki yaşam mücadelesinde güçlü veya ortamın şartlarına daha uygun olan canlıların hayatta kalmaları anlamına gelir.

10:42.000 --> 10:50.000
Ancak Darwin'in ortaya attığı bu temelsiz iddia, evrim teorisine dair pek çok soru işaretini beraberinde getirmişti.

10:52.000 --> 10:56.000
Darwin, canlılar kademe kademe evrimleşmiştir diyordu.

10:57.000 --> 11:00.000
Bu durumda çok sayıda ara türün yaşamış olması gerekirdi.

11:01.000 --> 11:06.000
Ne var ki fosil kayıtlarında bu varsayılan ara canlılara dair herhangi bir iz yoktu.

11:08.000 --> 11:15.000
Darwin bu sorun üzerinde çok kafa yormuş ve sonuçta bu fosiller ileride bulunabilir demek zorunda kalmıştı.

11:16.000 --> 11:23.000
Canlıların göz, kulak, kanat gibi kompleks organları doğal seleksiyonla nasıl açıklanabilirdi?

11:24.000 --> 11:31.000
Tek bir parçası eksik olsa işlevini yitirecek olan bu yapıların kademe kademe gelişmiş oldukları nasıl savunulabilirdi?

11:33.000 --> 11:40.000
Tüm bunların öncesinde Darwin'in canlıların orta katası dediği ilk canlı organizma nasıl ortaya çıkmıştı?

11:42.000 --> 11:50.000
Cansız madde doğal süreçlerle canlı hale gelemeyeceğine göre Darwin ilk canlının oluşumunu nasıl açıklayacaktı?

11:51.000 --> 11:54.000
Darwin bu sorunların en azından bir kısmının farkındaydı.

11:55.000 --> 12:00.000
Kitabına eklediği teorinin zorlukları adlı bölümde bunları açıkça kabul etmişti.

12:01.000 --> 12:05.000
Ancak bu sorunlara getirdiği cevapların bilimsel açıdan bir geçerliliği yoktu.

12:07.000 --> 12:12.000
İngiliz fizikçi Henry Lipson teorinin zorlukları adlı bölüm hakkında şu yorumu yapar.

12:12.000 --> 12:20.000
Türlerin kökenini ilk okuduğumda Darwin'in genelde sunulan tablonun aksine kendisinden pek de emin olmadığını fark etmiştim.

12:21.000 --> 12:26.000
Teorinin zorlukları başlıklı bölüm, örneğin çok belirgin bir güvensizlik yansıtmaktadır.

12:27.000 --> 12:33.000
Bir fizikçi olarak gözün nasıl ortaya çıkmış olabileceği yönündeki yorumları karşısında şaşkınlığa düştüm.

12:43.000 --> 12:48.000
Hayatın Kökeni

12:53.000 --> 12:57.000
Darwin kitabında hayatın kökeni konusundan hiç söz etmemişti.

12:58.000 --> 13:04.000
Çünkü onun dönemindeki ilkel bilim anlayışı canlıların çok basit bir yapıya sahip olduklarını varsayıyordu.

13:05.000 --> 13:09.000
Orta çağdan beri inanılan spontane jenerasyon adlı teoriye göre,

13:10.000 --> 13:15.000
cansız maddelerin tesadüfen bir araya gelip canlı bir varlık oluşturabileceklerine inanılıyordu.

13:16.000 --> 13:22.000
Bu dönemde böceklerin yemek artıklarından farelerin ise buğdaydan oluştuğuna dair inanış yaygındı.

13:23.000 --> 13:26.000
Bu düşünceyi ispatlamak için ilginç deneyler yapılmıştı.

13:27.000 --> 13:30.000
Bunlardan birinde kirli bir paçavranın üzerine buğday konmuş,

13:31.000 --> 13:35.000
bir süre beklendiğinde bu karışımdan farelerin oluşacağı düşünülmüştü.

13:36.000 --> 13:42.000
Etlerin kurtlanması ise, yaşamın cansız maddelerden türüyebildiğine bir kanıt olarak görülmüştü.

13:43.000 --> 13:46.000
Oysa ilerleyen zamanlarda anlaşılacaktı ki,

13:47.000 --> 13:53.000
etlerin üzerindeki kurtlar kendiliğinden oluşmuyor, sineklerin bıraktığı gözle görülmeyen darvalardan gelişiyordu.

13:54.000 --> 13:58.000
Darwin'in Türlerin Kökeni adlı kitabını yazdığı dönemde ise,

13:59.000 --> 14:05.000
bakterilerin cansız maddelerden oluşabildikleri inancı, bilim dünyasında yaygın bir kabul görüyordu.

14:06.000 --> 14:12.000
Oysa Darwin'in kitabının yayınlanmasından 5 yıl sonra, ünlü Fransız biyolog Louis Pasteur,

14:13.000 --> 14:16.000
evrime temel oluşturan bu inancı kesin olarak çürüttü.

14:17.000 --> 14:22.000
Pasteur yaptığı uzun çalışma ve deneyler sonucunda vardığı sonucu şöyle özetlemişti.

14:23.000 --> 14:31.000
Cansız maddelerin hayat oluşturabileceği iddiası artık kesin olarak tarihe gömülmüştür.

14:54.000 --> 14:59.000
Sadece cansız maddeler, su, gazlar, mineraller ve doğa olayları vardı.

15:00.000 --> 15:05.000
Bu hikayeye göre milyonlarca yıl boyunca yıldırımlar çakmalı, sıcaklıklar değişmeli,

15:06.000 --> 15:15.000
kimyasal maddeler rastgele bir araya gelmeli ve bu kontrolsüz ortamda canlılığın ilk yapı taşları olan aminoasitler tesadüfen oluşmalıydı.

15:16.000 --> 15:17.000
Ama bu bile yeterli değildi.

15:18.000 --> 15:22.000
Çünkü canlılarda kullanılan aminoasitlerin çok özel bir düzeni vardır.

15:23.000 --> 15:28.000
Aminoasitlerin sağ-elli ve sol-elli olarak adlandırılan iki farklı biçimi bulunur.

15:29.000 --> 15:33.000
Canlı proteinlerinde ise neredeyse daima sol-elli aminoasitler kullanılır.

15:34.000 --> 15:45.000
Eğer sağ-elli ve sol-elli aminoasitler karışık şekilde bir araya gelirse ortaya hayatı inşa eden düzenli bir yapı değil, biyolojik açıdan işe yaramaz bir karmaşa çıkar.

15:46.000 --> 15:50.000
Bu durumda tesadüflerin yalnızca aminoasitleri oluşturması yetmezdi.

15:50.000 --> 15:58.000
Aynı zamanda bunların içinden sadece sol-elli olanları seçmesi, diğerlerini ayıklaması ve bu seçimi sürekli koruması gerekirdi.

15:59.000 --> 16:06.000
Sonra bu aminoasitlerin rastgele değil, son derece özel bir sırayla dizilerek proteinleri oluşturması gerekirdi.

16:07.000 --> 16:10.000
Çünkü proteinler basit zincirler değildir.

16:11.000 --> 16:17.000
Her biri belirli bir görevi olan, hassas biçimde katlanan, üç boyutlu yapıya sahip çok özel moleküllerdir.

16:17.000 --> 16:25.000
Bir proteinin işe yaraması için aminoasitlerin doğru türde, doğru sayıda, doğru sırada ve doğru şekilde bağlanması gerekir.

16:26.000 --> 16:28.000
Fakat hikaye burada da bitmez.

16:29.000 --> 16:35.000
Bu proteinler oluşsa bile, doğanın yıpratıcı şartları içinde bozulmadan kalmaları gerekirdi.

16:36.000 --> 16:43.000
Sıcaklık, ışınlar, kimyasal etkiler ve çevredeki kontrolsüz tepkimeler onları parçalamamalıydı.

16:44.000 --> 16:49.000
Yani tesadüfler hem bu hassas yapıları meydana getirmeli hem de onları korumalıydı.

16:50.000 --> 16:53.000
Daha sonra ise çok daha büyük bir problem ortaya çıkar.

16:54.000 --> 16:58.000
Proteinlerin nasıl üretileceğini tarif eden bilgi nereden gelmiştir?

16:59.000 --> 17:03.000
Çünkü bugün canlı hücrelerinde proteinler kör tesadüflerle üretilmez.

17:04.000 --> 17:08.000
Her proteinin yapısı DNA'da özel bir kod olarak kayıtlıdır.

17:08.000 --> 17:15.000
Bu kodlar okunur, kopyalanır, taşınır ve hücre içindeki moleküler makineler tarafından proteine dönüştürülür.

17:16.000 --> 17:24.000
Yani ortada yalnızca malzeme değil, bilgi, plan, okuma sistemi, tercüme mekanizması ve üretim düzeni vardır.

17:25.000 --> 17:31.000
Evrimci hikayeye göre ise cansız maddeler bir süre sonra adeta kendi kendilerine şunu başarmalıydı.

17:31.000 --> 17:40.000
Önce proteinler oluşmalı, sonra bu proteinlerin yapısı bir şekilde kodlanmalı, sonra bu kodları okuyacak başka moleküler sistemler ortaya çıkmalı,

17:41.000 --> 17:47.000
sonra bu sistemler doğadaki uygun parçaları seçip toplamalı ve aynı proteinin yenisini üretmeliydi.

17:48.000 --> 17:58.000
Dahası zamanla daha gelişmiş proteinler ortaya çıkmalı, bu gelişmiş özellikler de yine kodlara eklenmeli ve bütün bu süreçler hatasız şekilde ilerlemeliydi.

17:59.000 --> 18:13.000
Yani evrim teorisinin hayatın kökeni masalında cansız atomlar ve moleküller zamanla bilgi depolayan, kod okuyan, üretim yapan, hata kontrol eden ve kendini kopyalayan şuurlu fabrikalara dönüşmelidir.

18:14.000 --> 18:21.000
Oysa evrimcilerin yaratıcı olarak taptıkları cansız maddelerin ve doğa olaylarının aklı yoktur.

18:22.000 --> 18:31.000
Atomlar neyi inşa edeceklerini bilmezler. Moleküller plan yapmaz, hedef belirlemez, seçim yapmaz, geleceği düşünmezler.

18:32.000 --> 18:39.000
Bir proteinin ne işe yarayacağını bilip onun tarifini yazamazlar. DNA'daki bilgiyi okuyacak sistemi kuramazlar.

18:40.000 --> 18:44.000
Hücrenin içindeki muazzam üretim düzenini planlayamazlar.

18:45.000 --> 18:50.000
Bu nedenle hayatın kökeni evrim teorisinin en büyük çıkmazlarından biridir.

18:51.000 --> 18:57.000
Evrimciler bu çıkması çoğu zaman süslü, sözde, bilimsel kelimelerle anlatmaya çalışırlar.

18:58.000 --> 19:06.000
Kimyasal evrim, rastlantısal süreçler, kendiliğinden organizasyon gibi ifadelerle meseleyi açıklanmış gibi gösterirler.

19:07.000 --> 19:16.000
Fakat kelimeler değişse de sorun değişmez. Ortada açıklanması gereken muazzam bir bilgi, düzen ve bilinçli tasarım vardır.

19:16.000 --> 19:23.000
Cansız maddelerin, tesadüflerin ve kör doğa olaylarının böyle bir sistemi meydana getirmesi mümkün değildir.

19:24.000 --> 19:32.000
Hayatın her aşamasında görülen bu üstün akıl, Yüce Allah'ın sonsuz yaratma sanatının apaçık delillerinden biridir.

19:33.000 --> 19:46.000
Hücredeki her kod, her protein, her moleküler makine ve her kusursuz düzen, canlılığı tesadüflerin değil, sonsuz ilim ve kudret sahibi Rabbimizin yarattığını gösterir.

19:48.000 --> 19:57.000
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp düşünmez misiniz?

20:02.000 --> 20:10.000
İndirgenemez Komplekslik

20:15.000 --> 20:24.000
Evrimcilerin hayatın kökeni ile ilgili anlattığı tüm masalların en büyük sorunu, hücrenin akıl almaz kompleksliğini görmezden gelmeleridir.

20:25.000 --> 20:33.000
Oysa bilimsel gerçek şudur. Bir proteinin oluşması için sadece doğru aminoasitlerin doğru sırada dizilmesi yetmez.

20:34.000 --> 20:41.000
Bu proteinin içinde bulunacağı, onu koruyacak ve ona görev verecek tam ve eksiksiz bir hücrenin hali hazırda var olması gerekir.

20:42.000 --> 20:47.000
Bir hücreyi binlerce parçadan oluşan dev bir fabrikaya benzetebiliriz.

20:47.000 --> 20:52.000
Bu fabrikada proteinler işçilerdir, DNA ise yönetim merkezindeki planlardır.

20:53.000 --> 21:09.000
Ancak unutulmamalıdır ki, içinde üretim yapılacak fabrika binası olmadan, enerji santrali çalışmadan ve ham madde taşıma sistemleri kurulmadan, dünyanın en zeki işçilerine veya en detaylı planlarına sahip olmanız hiçbir şey ifade etmez.

21:10.000 --> 21:21.000
Eğer hücre zarı seçici geçirgenliğini bir anlığına yitirse veya sitoplazmanın hassas pH dengesi bozulsa, içindeki tüm o mucizevi proteinler saniyeler içinde parçalanır.

21:22.000 --> 21:29.000
Proteinler hücre içinde her biri farklı görevlerde kullanılan nano ölçekte dinamik üç boyutlu moleküler makinelerdir.

21:30.000 --> 21:34.000
Saniyede milyonlarca kimyasal reaksiyonu atomik seviyede yerine getirirler.

21:35.000 --> 21:40.000
Bu hassas en kompleks makineleri üretmek ise tesadüfi mekanizmalarla hiç açıklanamaz.

21:41.000 --> 21:44.000
Bir hücrenin içindeki tek bir proteini bile yapmak için.

21:45.000 --> 21:50.000
Her biri farklı işleve sahip, yüzden fazla özel protein gereklidir.

21:51.000 --> 21:57.000
Bu proteinlerden biri bile eksik olsa, hücrede protein sentezi yani üretimi gerçekleşemez.

21:58.000 --> 22:02.000
Tek bir proteini üretmek için hepsinin aynı anda var olması şarttır.

22:03.000 --> 22:04.000
Bu da yeterli değildir.

22:05.000 --> 22:09.000
Ayrıca hepsinin hücre içinde aynı bölgede hazır bulunmaları şarttır.

22:10.000 --> 22:15.000
Aynı zamanda hücre içindeki organellerin de görevlerini tam olarak yapabiliyor olmaları gerekir.

22:16.000 --> 22:21.000
Çekirdekteki DNA aminoasit sıralamasının nasıl olacağının bilgisini vermeli,

22:22.000 --> 22:26.000
mitokondri üretim için gerekli enerjiyi ATP şeklinde üretmeli,

22:27.000 --> 22:30.000
endoplazmik retikulum üretim için uygun ortamı sağlamalı,

22:30.000 --> 22:33.000
koful üretilen proteinleri depolamalı,

22:34.000 --> 22:39.000
hücre zarı ise tüm bu bileşenlerin dış ortamdan etkilenmeden uygun asidite,

22:40.000 --> 22:44.000
yani pH değerini korumak üzere seçici geçirgen bir bariyer oluşturmalıdır.

22:45.000 --> 22:51.000
Kabaca sıraladığımız bu faktörlerin her biri protein üretimi ve üretildikten sonra da

22:52.000 --> 22:57.000
bozulmadan varlıklarının devamı, yani hücrenin canlılığının devamı için vazgeçilmezdir.

22:57.000 --> 23:02.000
Özetle diğer proteinler olmadan bir protein de olmaz.

23:04.000 --> 23:11.000
Hatta diyelim ki o proteine ait tüm aminoasitler yani ham maddeler eksiksiz hazır bulunsun.

23:12.000 --> 23:15.000
Yine de o protein kendi kendine meydana gelmez.

23:16.000 --> 23:23.000
Ancak o aminoasitleri peptit bağlarıyla belirli bir sırayla birleştirecek özel proteinlerin görev yapması gerekir.

23:23.000 --> 23:30.000
Sonra da onları hassas bir şekilde katlayarak üç boyutlu işlevsel yapılarına getirecek olan şaperon proteinleri,

23:31.000 --> 23:38.000
üretilmiş aminoasit zincirini kuantum seviyesinde hassas hidrojen bağlarıyla uygun noktalardan düğümlemelidir.

23:39.000 --> 23:45.000
Ama tabii ki tüm bunlar tam bir hücre olmadan hem imkansızdır hem de anlamsızdır.

23:46.000 --> 23:51.000
Çünkü kontrolsüz ve korunaksız bir ortamda o protein hemen bozulur ve yok olur.

23:52.000 --> 24:01.000
İşte biyolojideki bu ya hep ya hiç kuralı bizi evrim teorisinin aşamadığı o devasa duvara indirgenemez kompleksliğe götürür.

24:02.000 --> 24:07.000
21. yüzyılda ulaştığımız bio kimya bilgi seviyesiyle değerlendirdiğimizde

24:08.000 --> 24:14.000
150 yıl önce ortaya atılmış darvinizm fikrinin bugün çürümüş olduğu şüpheye bırakmayacak şekilde ortadadır.

24:15.000 --> 24:25.000
Çünkü canlılık basitten karmaşağa doğru tesadüfen ilerleyen bir süreçle açıklanamayacak kadar düzenli, hassas ve bütüncül bir sistemdir.

24:26.000 --> 24:33.000
Hücredeki her yapı başka yapılarla bağlantılıdır. Her görev başka görevlerle desteklenir.

24:34.000 --> 24:37.000
Her molekül daha büyük bir planın parçası olarak çalışır.

24:38.000 --> 24:48.000
Bu mükemmel düzen, kör tesadüflerin değil, sonsuz ilim ve kudret sahibi olan Allah'ın yaratmasının açık bir delilidir.

24:49.000 --> 24:51.000
Rabbimiz Kur'an'da şöyle buyurur.

24:52.000 --> 24:55.000
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

24:56.000 --> 25:05.000
Yoksa Allah'a, O'nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma ile Allah'ın yaratması onlara göre birbirine mi benzedi?

25:06.000 --> 25:15.000
De ki, her şeyin yaratıcısı Allah'tır. O birdir, mutlak hakimiyet sahibidir.

25:25.000 --> 25:35.000
Gözleri düşünmek, beni bu teoriden soğuttu.

25:41.000 --> 25:44.000
Darwin neden böyle demek durumunda kalmıştı?

25:45.000 --> 25:52.000
Çünkü hassas bir makinede parçalardan biri eksik olduğunda, diğer bileşenlerin varlığının bir anlamı yoktur.

25:52.000 --> 25:56.000
Serviste parça bekleyen arabalar tam da bu duruma örnektir.

25:57.000 --> 26:02.000
Göz ise insan ürünü herhangi bir makineden çok daha kompleks, biyolojik bir yapılanmadır.

26:03.000 --> 26:12.000
Görebilmek için yaklaşık 40 ayrı parçanın aynı anda tam ve kusursuz olarak birbiriyle uyumlu şekilde çalışır olması gerekir.

26:13.000 --> 26:21.000
Kornea, iris, lens, sklera, retina, optik sinir, göz kapağı hepsi aynı anda olmalıdır.

26:22.000 --> 26:28.000
Bunlardan biri olmasa, görme olmaz. Konumları değişse yine varlıklarının bir anlamı kalmaz.

26:29.000 --> 26:36.000
Yalnızca gözyaşı bezleri ve ürettiği gözyaşı olmasa, o göz dakikalar içinde kuruyup işlevini kaybeder.

26:37.000 --> 26:42.000
Biri olmasa, diğer parçaların varlığının bir anlamı da, bir amacı da kalmaz.

26:43.000 --> 26:50.000
İşte rastlantısal, tesadüfi düzenlerle açıklanması mümkün olmayan böyle bir düzen, indirgenemez kompleks olarak tanımlanır.

26:51.000 --> 26:58.000
Darwin'in iddiası ise, ilkelden gelişmişe doğru milyonlarca yıl içinde kesintisiz bir sürecin işlediği hipotezi üzerineydi.

26:59.000 --> 27:09.000
Ne var ki, indirgenemez komplekslik gerçeği de göstermektedir ki, net gören bir gözün, parçalarının bir diğerini, milyonlarca yıl beklemesi gibi bir lüksü yoktur.

27:10.000 --> 27:23.000
Bugün lensi ya da kornağısı şeffaf olmadığı için bulanık gören bir gözün dahi, işe yaramadığı için beyin tarafından ihmal edildiği ve giderek körleştiği bilinen klinik tıbbi bir gerçektir.

27:24.000 --> 27:32.000
Oysa, evrim iddiasına göre bir bileşenin kalıcı ve devamlı olabilmesi için o sırada faydalı ve işlevsel olması gerekiyor.

27:33.000 --> 27:35.000
Bu da doğal seleksiyonla seçilecektir.

27:36.000 --> 27:51.000
İşte tam da bu noktada, Charles Darwin henüz tam işlev kazanmamış böyle ara yapıların varlığını nasıl koruyacağını, nasıl olup da milyonlarca yıl boyunca diğer parçaların tamamlanmasını bekleyeceğini açıklayamamaktan yakınmaktadır.

27:53.000 --> 28:16.000
Gözün, odağını farklı uzaklıklara uydurması, içeri bırakılacak ışık tutarını ayarlaması, küresel ve renksel sapmayı düzeltmesi gibi eşsiz düzenlenişlerinin tüm ünün doğal seçmeyle oluşabildiğini düşünmenin en ileri derecede saçmalamak gibi göründüğünü açık yürekle itiraf ederim.

28:23.000 --> 28:28.000
Genetik

28:33.000 --> 28:38.000
Darwin'in teorisini çıkmaza sokan bir diğer konu ise kalıtım meselesiydi.

28:39.000 --> 28:48.000
O dönemde canlıların özelliklerini, sonraki nesillere nasıl aktardıkları, yani kalıtımın nasıl gerçekleştiği tam olarak bilinmiyordu.

28:48.000 --> 28:54.000
Bu nedenle kalıtımın kan yoluyla aktarıldığı gibi ilkel düşünceler yaygın kabul görüyordu.

28:55.000 --> 29:03.000
Kalıtım konusundaki bu belirsizlik Darwin'in de teorisini geliştirirken tümüyle yanlış varsayımlara dayanmasına yol açmıştı.

29:04.000 --> 29:09.000
Darwin evrim mekanizması olarak temelde doğal seleksiyonu öne sürüyordu.

29:10.000 --> 29:18.000
Ancak doğal seleksiyon tarafından seçilecek yararlı özellikler nasıl ortaya çıkacak ve nesilden nesile nasıl aktarılacaktı?

29:19.000 --> 29:28.000
İşte Darwin bu noktada Lamarck tarafından ortaya atılmış olan kazanılmış özelliklerin sonradan aktarılması tezine sarılmıştı.

29:29.000 --> 29:41.000
Evrim teorisini savunan bir araştırmacı olan Gordon Rattray Taylor, The Great Evolution Mystery adlı kitabında Darwin'in Lamarckizm'den yoğun biçimde etkilendiğini şöyle anlatır.

29:45.000 --> 29:50.000
Lamarckizm, kazanılmış olan özelliklerin kalıtsal olarak aktarılması olarak bilinir.

29:51.000 --> 30:06.000
Darwin'in kendisi açık konuşmak gerekirse böyle bir kalıtımın gerçekleştiğine inanmış ve hatta parmaklarını kaybettikten sonra çocukları parmaksız olarak doğan bir adamı kaynak olarak gösterip bu olayı anlatmıştır.

30:07.000 --> 30:11.000
Darwin Lamarck'tan tek bir fikir bile almadığını iddia etmiştir.

30:12.000 --> 30:24.000
Bu son derece ironiktir çünkü Darwin sürekli olarak kazanılmış özelliklerin aktarılması fikriyle oynamıştır ve bu nedenle eleştirilmesi gereken Lamarck'tan ziyade Darwin'dir.

30:25.000 --> 30:42.000
Kitabının 1859 baskısında dış şartların değişiminin varyasyonlara kaynaklık ettiğini söylemekte ama hemen ardından bu şartların varyasyonları yönettiğini ve bunu yaparken de doğal seleksiyonla işbirliği yaptığını açıklamaktadır.

30:43.000 --> 30:49.000
Her geçen yıl organların kullanılması ya da kullanılmaması konusuna daha fazla önem vermiştir.

30:50.000 --> 31:03.000
1868'de Varieties of Animals and Plants Under Domestication isimli kitabını yayınladığında Lamarckist kalıtıma delil oluşturduğunu düşündüğü bir dizi örnek vermiştir.

31:04.000 --> 31:11.000
Bazı erkek çocuklarının organlarının ön derilerinin nesiller boyu yapılan sünnet nedeniyle kısaldığı gibi.

31:11.000 --> 31:18.000
Ancak Lamarck'ın tezi Avusturyalı botanikçi Rahip Gregor Mendel'in keşfettiği kalıtım kanunları tarafından yalanlandı.

31:19.000 --> 31:23.000
Bu durumda yararlı özellikler kavramı da havada kalmış oluyordu.

31:24.000 --> 31:33.000
Kalıtım kanunları kazanılmış fiziki özelliklerin babadan oğula aktarılmadığını ve kalıtımın değişmez bazı yasalara göre gerçekleştiğini gösteriyordu.

31:33.000 --> 31:37.000
Bu yasalar türlerin değişmezliği görüşünü destekliyordu.

31:38.000 --> 31:49.000
Darwin'in İngiltere'deki hayvan pazarlarında gördüğü sığırlar, ne kadar farklı kombinasyonlarla çiftleşirlerse çiftleşsinler, tür değiştirmeyecek ve sığır olarak kalacaklardı.

31:50.000 --> 31:57.000
En fazla renkleri, boyutları, verimleri ya da bazı fiziksel öteşçilerin çiftleştiğini gösteriyordu.

31:58.000 --> 32:04.000
En fazla renkleri, boyutları, verimleri ya da bazı fiziksel özellikleri değişebilirdi.

32:05.000 --> 32:10.000
Fakat bu değişiklikler onları kendi yaratılış sınırlarının dışına çıkaramazdı.

32:12.000 --> 32:17.000
Mendel türlerin kökenine aşinaydı ve Darwin'in teorisine karşı çıkıyordu.

32:18.000 --> 32:25.000
Darwin doğal seleksiyonla orta katadan evrimleşme teorisini öne sürerken Mendel özel yaratılışa inanıyordu.

32:26.000 --> 32:34.000
Kalıtımda görülen bu hassas sistem, Rabbimizin yaratmasındaki sonsuz aklın ve ince sanatın açık delillerinden biridir.

32:35.000 --> 32:43.000
Her canlı sahip olduğu özellikleri belirli kurallar içinde nesline aktarır. Nesiller değişir, bireyler farklılaşır.

32:44.000 --> 32:47.000
Fakat canlılar kendi türlerine ait temel özellikleri korur.

32:48.000 --> 32:55.000
Bu durum canlılığın kör tesadüflerle değil, üstün bir ilim, ölçü ve hikmetle yaratıldığını gösterir.

32:56.000 --> 32:59.000
Nitekim Rabbimiz Kur'an'da şöyle buyurur.

33:17.000 --> 33:20.000
Mendel'in bulduğu kanunlar Darwinizmi zora soktu.

33:21.000 --> 33:30.000
İşte bu nedenlerle Darwinizmi savunan bilim adamları 20. yüzyılın ilk çeyreğinde yeni bir evrim modeli geliştirmeye çalıştılar.

33:48.000 --> 33:55.000
Darwinizmi ile genetik bilimini bir şekilde uzlaştırmayı hedefleyen bir grup bilim insanı,

33:56.000 --> 34:02.000
1941 yılında Amerikan Jeoloji Derneği'nin düzenlediği bir toplantıda bir araya geldiler.

34:03.000 --> 34:12.000
George Ledyard Stebbins ve Theodosius Dobzhansky gibi genetikçilerin, Ernst Mayr ve Julian Huxley gibi zoologların,

34:13.000 --> 34:21.000
George Gaylord Simpson ve Glenn Lowell Jepsen gibi paleontologların uzun tartışmalar sonucunda vardıkları sonuç,

34:22.000 --> 34:24.000
Darwinizme yeni bir yorum getirmek oldu.

34:25.000 --> 34:34.000
Bu kişiler, genetik kanunlarının ortaya koyduğu genetik sabitlik gerçeğine karşı Hollandalı botanikçi Hugo de Vries tarafından

34:35.000 --> 34:38.000
yüzyılın başında ortaya atılan mutasyon kavramını kullandılar.

34:39.000 --> 34:52.000
Mutasyonlar, röntgen ışınları, güneşten gelen ultraviolet ışınları, çeşitli radyoaktif maddeler ya da zararlı kimyasallar nedeniyle DNA'da meydana gelen bozulmalardır.

34:53.000 --> 35:00.000
Amerikan Jeoloji Derneği'nde toplanan bilim adamları bu mutasyon mekanizmasını evrimleştirici bir güç olarak benimsediler

35:01.000 --> 35:10.000
ve Darwin'in Lamarck'a dayanarak cevaplamaya çalıştığı canlıları geliştiren yararlı değişikliklerin kaynağı nedir sorusuna rastgele mutasyonlar cevabını verdiler.

35:11.000 --> 35:21.000
Darwin'in doğal seleksiyon tezine mutasyon kavramının eklenmesiyle ortaya çıkan, bu yeni açıklamaya da modern sentetik evrim teorisi adını koydular.

35:22.000 --> 35:31.000
Kısa sürede bu yeni teori Neo-Darwinizm olarak bilindi ve teoriyi ortaya atanlar da Neo-Darwinistler olarak anılmaya başlandılar.

35:32.000 --> 35:38.000
Ancak önemli bir sorun vardı. Mutasyonların canlıların genetik bilgisini değiştirdiği doğruydu.

35:39.000 --> 35:45.000
Ama bu değişim genellikle olumsuz yönde ya da en iyi ihtimalle etki bırakmadan gerçekleşiyordu.

35:46.000 --> 35:55.000
Gözlemlenen çoğu mutasyon ortaya sakat, hastalıklı, zayıf bireyler çıkarıyor, kimi zaman da doğrudan ölüme neden oluyordu.

35:56.000 --> 36:07.000
Bu nedenle Neo-Darwinistler çok sayıda deney ve gözlem yaparak canlılara yepyeni bir özellik kazandıracak yararlı mutasyon örnekleri elde etmeye çalıştılar.

36:07.000 --> 36:14.000
Bu amaçla başta meyve sinekleri üzerinde olmak üzere laboratuvarda on yıllar süren mutasyon denemeleri yapıldı.

36:15.000 --> 36:19.000
Ancak bu deneylerde mutasyonlarla yeni bir canlı türü hiç oluşmadı.

36:27.000 --> 36:31.000
Bu çok çarpıcı ama bir o kadar da gözden kaçırılan bir gerçektir.

36:32.000 --> 36:40.000
Altmış yıldır dünyanın dört bir yanındaki genetikçiler evrimi kanıtlamak için laboratuvarlarda meyve sinekleri yetiştiriyorlar.

36:41.000 --> 36:47.000
Ama hala bir türün hatta tek bir enzimin bile ortaya çıkışını gözlemlemiş değiller.

36:47.000 --> 37:10.000
Laboratuvarlarda yıllarca meyve sinekleri üzerinde çalışan ancak tek bir yeni tür bile elde edemeyen bilim insanlarının içine düştüğü acziyet aslında Kur'an-ı Kerim'de asırlar öncesinden insanlığa bir ibret olarak sunulmuştur.

37:11.000 --> 37:18.000
Rabbimiz yarattığı küçücük canlıda bile taklit edilemez bir güç sergilediğini şu ayetle hatırlatır.

37:20.000 --> 37:23.000
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

37:24.000 --> 37:29.000
Ey insanlar, size bir örnek verildi. Şimdi onu dinleyin.

37:30.000 --> 37:39.000
Sizin Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız, hepsi bunun için bir araya gelseler dahi gerçekten bir sinek bile yaratamazlar.

37:40.000 --> 37:48.000
Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de.

37:53.000 --> 38:03.000
Evrim teorisine göre bütün canlılar birbirlerinden türemiştir.

38:04.000 --> 38:13.000
Önceden var olan bir canlı türü zamanla bir diğerine dönüşmüş ve bütün türler birbirine dönüşmüş.

38:14.000 --> 38:22.000
Teoriye göre bu dönüşüm 100 milyonlarca yıllık uzun bir zaman dilimini kapsamış ve kademe kademe ilerlemiştir.

38:23.000 --> 38:31.000
Bu durumda iddia edilen uzun dönüşüm süreci içinde sayısız ara türlerini oluşmuş ve yaşamış olmaları gerekir.

38:31.000 --> 38:41.000
Örneğin geçmişte balık özelliklerini hala taşımalarına rağmen bir yandan da bazı sürüngen özellikleri kazanmış olan yarı balık, yarı sürüngen canlılar yaşamış olması gerekir.

38:42.000 --> 38:52.000
Ya da sürüngen özelliklerini taşırken bir yandan da bazı kuş özellikleri kazanmış olan yarı balık, yarı sürüngen canlılar yaşamış olması gerekir.

38:52.000 --> 38:58.000
Bunlar bir geçiş sürecinde oldukları için de sakat, eksik, kusurlu canlılar olmalıdır.

38:59.000 --> 39:05.000
Geçmişte yaşamış oldukları varsayılan bu hayali canlılara ara geçiş forma adı verilir.

39:06.000 --> 39:13.000
Bugün yeryüzünde 1,5 ila 2 milyonlarca yıllık uzun dönüşüm süreci var.

39:43.000 --> 39:50.000
Fosillerinin yeryüzü katmanlarında bulunduğu ilk hali neyse, soyu tükendiği devire ait son fosil örneği de aynıdır.

39:51.000 --> 39:57.000
Eğer soyu tükenmemişse, bugün yaşayan örnekleri ile ilk fosil örnekleri arasında da hiç fark yoktur.

39:58.000 --> 40:04.000
Bu durum paleontolojide STAS, yani sabitlik olarak tanımlanan değişmez bir kuraldır.

40:04.000 --> 40:13.000
Ama evrim teorisine göre bu milyonlarca sabit türü birbirine bağlayacak, milyarlarca ara geçiş türü yaşamış olması gerekir.

40:14.000 --> 40:22.000
Öyle ki, yarım uzuvlara, eksik organ ve sistemlere sahip, trilyonlarca ara geçiş fosil örneği bulmamız gerekir.

40:23.000 --> 40:26.000
Nereyi kassak böyle ucube fosillerle karşılaşmalıyız.

40:27.000 --> 40:34.000
Ancak asırlardır elde edilen fosil kayıtları hep sabit türlere ait fosillerle doludur.

40:35.000 --> 40:43.000
Amerikalı paleontolog ve bilim tarihçisi Stephen J. Gould fosil kayıtlarının en belirgin bu iki özelliği hakkında şöyle yazmıştır.

40:43.000 --> 40:50.000
Fosilleşmiş türlerin çoğunun tarihi, kademeli evrimle çelişen iki farklı özellik ortaya koymaktadır.

40:51.000 --> 40:53.000
Bir, durağanlık.

40:54.000 --> 41:00.000
Çoğu tür, dünya üzerinde var olduğu süre boyunca hiçbir yönsel değişim göstermez.

41:01.000 --> 41:09.000
Fosil kayıtlarında ilk ortaya çıktıkları andaki yapıları ne ise, kayıtlardan yok oldukları andaki yapıları ne ise,

41:09.000 --> 41:14.000
kayıtlardan yok oldukları andaki yapıları da aynıdır.

41:15.000 --> 41:21.000
Morfolojik, yani şekilsel değişim genellikle sınırlıdır ve belirli bir yönü yoktur.

41:22.000 --> 41:25.000
İki, aniden ortaya çıkış.

41:26.000 --> 41:34.000
Herhangi bir lokal bölgede bir tür atalarından kademeli farklılaşmalara uğrayarak aşama aşama ortaya çıkmaz.

41:34.000 --> 41:39.000
Bir anda ve tamamen şekillenmiş olarak belirir.

41:47.000 --> 41:52.000
Darwin türlerin kökeninde ara geçiş türlerini olan ihtiyacını şöyle açıklamıştır.

41:52.000 --> 42:00.000
Eğer teorim doğruysa türleri birbirine bağlayan sayısız ara geçiş çeşitleri mutlaka yaşamış olmalıdır.

42:01.000 --> 42:07.000
Bunların yaşamış olduklarının kanıtları da sadece fosil kalıntıları arasında bulunabilir.

42:07.000 --> 42:14.000
Ancak bu satırları yazan Darwin bu ara formların fosillerinin bir türlü bulunamadığının farkındaydı.

42:15.000 --> 42:19.000
Bunun teorisi için büyük bir açmaz oluşturduğunu da görüyordu.

42:20.000 --> 42:26.000
Bu yüzden Türlerin Kökeni kitabının Teorinin Zorlukları adlı bölümünde şöyle yazmıştı.

42:26.000 --> 42:34.000
Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz?

42:35.000 --> 42:41.000
Neden bütün dua bir karmaşı halinde değil de tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde,

42:42.000 --> 42:49.000
bu türler birbirlerini tanımlanmış ve yerli yerinde tanımlanmış ve yerli yerinde tanımlanmış?

42:50.000 --> 42:55.000
Neden bütün dua bir karmaşı halinde değil de tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde,

42:56.000 --> 43:03.000
sayısız ara geçiş formu olmalı fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz?

43:04.000 --> 43:09.000
Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil?

43:10.000 --> 43:19.000
Jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır ve belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır.

43:24.000 --> 43:30.000
Evrimci paleontologlar, Darwin'in bu öngörüsüne dayanarak 19. yüzyılın ortasından bu yana,

43:31.000 --> 43:37.000
dünyanın dört bir yanında geniş çaplı fosil araştırmaları yaptılar ve ara geçiş formlarını aradılar.

43:38.000 --> 43:43.000
Oysa tüm çabalara rağmen bu ara geçiş formlarına hiçbir zaman rastlanamamıştır.

43:44.000 --> 43:51.000
Yapılan kazılarda ve araştırmalarda elde edilen bulgular, evrim teorisinin öngörülerinin aksine,

43:52.000 --> 43:58.000
canlıların yeryüzünde birden bire ve eksiksiz bir biçimde ortaya çıktığını ileri süren yorumlara temel oluşturmuştur.

43:59.000 --> 44:05.000
Evrimci paleontolog Robert Carroll, fosil bulgularının Darwinistlerin beklentilerini boşa çıkardığını,

44:05.000 --> 44:08.000
şu sözlerle ifade etmiştir.

44:13.000 --> 44:19.000
Darwin'in ölümünden bu yana geçen yüzyılı aşkın süredir, devam eden hummalı toplama çalışmalarına rağmen,

44:20.000 --> 44:26.000
fosil kayıtları halen onun beklediği sayısız ara geçiş halkalarına ilişkin bir resim ortaya çıkarmaz.

44:26.000 --> 44:32.000
Doğaya baktığımızda gördüğümüz şey, evrimleşmeye çalışan sakat ve eksik canlılar değil.

44:33.000 --> 44:39.000
Her biri birer sanat eseri olan, estetik ve fonksiyonelliğin zirvesindeki varlıklardır.

44:40.000 --> 44:43.000
Göz, görmesi için en ideal noktada.

44:44.000 --> 44:48.000
Kanat, uçması için en uygun geometridedir.

44:48.000 --> 44:58.000
Bu muhteşemlik, tesadüflerin değil, şekil ve suret veren, her şeyi kusursuz ve uyumlu yaratan Allah'ın tecellisidir.

45:00.000 --> 45:06.000
Bu hakikat, Rabbimiz tarafından Kur'an-ı Kerim'de insanlığa şöyle bildirilmiştir.

45:06.000 --> 45:09.000
Kovulmuş şeytandan, Allah'a sığınırım.

45:11.000 --> 45:14.000
O Allah ki, yaratandır.

45:15.000 --> 45:18.000
En güzel bir biçimde kusursuzca var edendir.

45:19.000 --> 45:21.000
Şekil ve suret verendir.

45:22.000 --> 45:24.000
En güzel isimler O'nundur.

45:25.000 --> 45:27.000
Allah'a sığınırım.

45:27.000 --> 45:29.000
O, Aziz, Hakîm'dir.

45:57.000 --> 45:59.000
ENTROPİ

46:27.000 --> 46:32.000
Bütün her şey zaman içinde aşınır, bozulur, çürür, parçalanır ve dağılır.

46:33.000 --> 46:41.000
Bu, er ya da geç her varlığın karşılaşacağı mutlak sondur ve söz konusu kanuna göre bu kaçınılmaz sürecin geri dönüşü yoktur.

46:42.000 --> 46:47.000
Bu gerçek hepimizin yaşamları sırasında da yakından gözlemlediği bir durumdur.

46:48.000 --> 47:00.000
Örneğin bir arabayı çöle götürüp bırakır ve aylar sonra durumunu kontrol ederseniz, elbette ki onun eskisinden daha gelişmiş, daha bakımlı bir hale gelmesini bekleyemezsiniz.

47:01.000 --> 47:09.000
Aksine, lastiklerinin patlamış, camlarının kırılmış, kaportasının paslanmış, motorunun çürümüş olduğunu görürsünüz.

47:10.000 --> 47:14.000
Aynı kaçınılmaz süreç canlı varlıklar için çok daha hızlı işler.

47:18.000 --> 47:25.000
İşte termodinamiğin ikinci kanunu, bu doğal sürecin fiziksel denklem ve hesaplamalarla ifade ediliş biçimidir.

47:26.000 --> 47:30.000
Bu ünlü fizik kanunu entropi kanunu olarak da adlandırılır.

47:31.000 --> 47:35.000
Entropi, fizikte bir sistemin içerdiği düzensizliğin ölçüsüdür.

47:36.000 --> 47:45.000
Bir sistemin düzenli, organize ve planlı bir yapıdan düzensiz, dağınık ve plansız bir hale geçmesi o sistemin entropisini artırır.

47:46.000 --> 47:56.000
Entropi kanunu tüm evrenin geri dönüşü olmayan bir şekilde sürekli daha düzensiz, plansız ve dağınık bir yapıya doğru ilerlediğini ortaya koymuştur.

47:57.000 --> 48:06.000
Evrim teorisi ise bütün evreni kapsayan bu temel fizik kanununu bütünüyle göz ardı ederek ortaya atılmış bir iddiadır.

48:07.000 --> 48:12.000
Teori, bu kanunla temelinden çelişen tam tersi bir mekanizma öne sürer.

48:13.000 --> 48:23.000
Darwin'in teorisine göre dağınık, düzensiz, cansız atomlar ve moleküller zamanla kendi kendilerine tesadüflerle bir araya gelerek

48:24.000 --> 48:30.000
düzenli ve planlı proteinleri, DNA, RNA gibi son derece kompleks moleküler yapıları,

48:31.000 --> 48:40.000
ardından da çok daha ileri düzenlere, organizasyonlara ve tasarımlara sahip milyonlarca canlı türünü ortaya çıkarmışlardı.

48:41.000 --> 48:46.000
Bu hayali süreç entropi kanununun ortaya koyduğu gerçeklere bütünüyle aykırıdır.

48:47.000 --> 48:54.000
Evrimci bilim adamı Roger Levin, science'daki bir makalesinde evrimin termodinamik açmazını şöyle dile getirmekteydi.

48:58.000 --> 49:05.000
Biologların karşılaştıkları problem, evrimin termodinamiğin ikinci kanunuyla olan açık çelişkisidir.

49:06.000 --> 49:10.000
Sistemler zamanla daha düzensiz yapılara doğru bozulmalıdır.

49:15.000 --> 49:24.000
Termodinamiğin ikinci kanunu, evrim teorisi karşısına bilimsel ve mantıksal açıdan aşılması imkansız bir fiziksel engel oluşturmaktadır.

49:25.000 --> 49:32.000
Bu engeli aşacak hiçbir bilimsel ve tutarlı açıklama getiremeyen evrimciler ise bu sorunu ancak hayal güçlerinde aşabilmektedirler.

49:33.000 --> 49:39.000
Örneğin Jeremy Rifkin, evrimin bu fizik kanununu sihirli bir güçle aştığına inandığını belirtmektedir.

49:43.000 --> 49:49.000
Entropi kanunu, evrimin bu gezegendeki yaşam için mevcut olan tüm enerjiyi dağıtacağını söyler.

49:50.000 --> 49:53.000
Bizim evrim anlayışımız ise bunun tam tersidir.

49:54.000 --> 50:00.000
Biz evrimin sihirli bir şekilde yeryüzünde daha büyük bir değer ve düzen artışı sağladığına inanıyoruz.

50:03.000 --> 50:10.000
Bu sözler, evrimin bilimsel bir tezden çok dogmatik bir inanç biçimi olduğunu göstermektedir.

50:26.000 --> 50:30.000
Evrim teorisinin temelinde, materyalist felsefe yatmaktadır.

50:30.000 --> 50:35.000
Materyalizm, var olan her şeyin sadece madde olduğu varsayımına dayanır.

50:36.000 --> 50:44.000
Bu felsefeye göre madde sonsuzdan beri vardır, hep var olacaktır ve maddeden başka bir şey de yoktur.

50:46.000 --> 50:53.000
Materyalistler bu iddialarına destek sağlamak için indirgemecilik olarak adlandırılan bir mantık kullanırlar.

50:53.000 --> 51:00.000
İndirgemecilik, madde gibi görünmeyen şeylerin de aslında maddesel etkenlerle açıklanabileceği düşüncesidir.

51:01.000 --> 51:04.000
Bunu açıklamak için zihin örneğini ele alalım.

51:05.000 --> 51:09.000
Bilindiği gibi insanın zihni elle tutulur, gözle görülür bir şey değildir.

51:10.000 --> 51:15.000
Bilim bize beynin yapısını, hücrelerini, elektrik sinyallerini anlatır.

51:15.000 --> 51:21.000
Ama tüm bu fiziksel süreçlerin içinde zihin dediğimiz şeyi işaret edebileceğimiz somut bir merkez yoktur.

51:22.000 --> 51:29.000
Beynin hiçbir noktasında, işte düşünceler burada oluşuyor, diyebileceğimiz bir yer bulunmaz.

51:30.000 --> 51:33.000
Ve bu noktada kaçınılmaz bir soru ortaya çıkar.

51:34.000 --> 51:39.000
Eğer zihin maddesel değilse, o halde nedir?

51:39.000 --> 51:48.000
Ben dediğimiz varlık. Düşünen, seven, karar veren, hatırlayan, sevinen ve hayal eden.

51:49.000 --> 51:55.000
Tüm bunlar bir taş ya da bir masa gibi fiziksel bir nesneye indirgenebilir mi?

51:56.000 --> 52:01.000
Örneğin dış dünyadan gelen görüntülerden bahsettiği gibi,

52:01.000 --> 52:05.000
göz aracılığıyla elektrik sinyallerine dönüştürülür ve beyne iletilir.

52:06.000 --> 52:09.000
Beyin bu sinyalleri işler, yorumlar.

52:10.000 --> 52:15.000
Ama burada kritik bir nokta vardır. Bu yorumu kim izler?

52:16.000 --> 52:23.000
Beyinde gerçekleşen bu elektriksel faaliyetleri, gören, anlayan ve farkında olan kim izler?

52:24.000 --> 52:31.000
Beyinde gerçekleşen bu elektriksel faaliyetleri, gören, anlayan ve farkında olan kimdir?

52:32.000 --> 52:35.000
Çünkü madde kendi varlığının farkında olamaz.

52:36.000 --> 52:40.000
Hiçbir atom, hiçbir molekül, ben varım diyemez.

52:41.000 --> 52:49.000
Öyleyse tüm bu süreçleri algılayan, değerlendiren ve anlamlandıran şey maddenin kendisi değildir.

52:50.000 --> 52:55.000
Materialistler ise zihnin maddeye indirgenebilir olduğu iddiasındadırlar.

52:56.000 --> 53:05.000
Materialist iddiaya göre bizim düşünmemiz, sevmemiz, mutluluğumuz ve tüm diğer zihinsel faaliyetlerimiz,

53:06.000 --> 53:11.000
aslında beynimizdeki atomlar arasında meydana gelen kimyasal reaksiyonlardan ibarettir.

53:12.000 --> 53:19.000
Materialist bir insana göre bizim bir insanı sevmemiz, beynimizdeki bazı hücrelerdeki bir kimyasal reaksiyon,

53:20.000 --> 53:24.000
bir olay karşısında korku duymamız ise başka bir kimyasal reaksiyondur.

53:26.000 --> 53:32.000
Ünlü materialist filozof Karl Vogt, bu mantığı, karaciğer nasıl öt sıvısı salgılıyorsa,

53:33.000 --> 53:37.000
beyin de düşünce salgılar şeklindeki ünlü sözüyle ifade etmiştir.

53:38.000 --> 53:41.000
Ama modern bilim çok farklı bir gerçeği ortaya çıkarmıştır.

53:42.000 --> 53:48.000
Bu gerçek, doğada var olan ve asla maddeye indirgelemeyecek olan bilgidir.

53:49.000 --> 53:58.000
Milimetrenin 100.000'de 1'i kadar küçük bir yerde, bir canlı bedeninin bütün fiziksel detaylarını tarif eden DNA kodlarını hiç düşündünüz mü?

53:59.000 --> 54:08.000
Bu bilgiler, adenin, timin, guanin ve sitozin olarak isimlendirilen azot içeren organik moleküllerin kombinasyonu şeklinde şifrelenmiştir.

54:09.000 --> 54:14.000
Tesadüfler, mutasyonlar, doğal seleksiyon ve madde bilgi üretemez.

54:15.000 --> 54:23.000
Çünkü bilgi sadece var olmakla kalmaz, aynı zamanda yazılmalı, korunmalı ve doğru şekilde okunmalıdır.

54:23.000 --> 54:27.000
Oysa hücre, içinde saklanan bu bilgilerin farkında değildir.

54:28.000 --> 54:31.000
Ne yazıldığını bilir, ne de nasıl okunduğunu anlar.

54:32.000 --> 54:35.000
Buna rağmen her şey kusursuz bir düzen içinde işler.

54:36.000 --> 54:43.000
Alman Federal Fizik ve Teknoloji Enstitüsü'nün yöneticisi Prof. Dr. Werner Gitt bu konuda şunları söyler.

54:44.000 --> 54:49.000
Bir kodlama sistemi her zaman için zihinsel bir sürecin ürünüdür.

54:50.000 --> 54:53.000
Bir noktaya dikkat edilmelidir, madde bir bilgi kodu üretemez.

54:54.000 --> 55:04.000
Bütün deneyimler bilginin ortaya çıkması için, özgür iradesini, yargısını ve yaratıcılığını kullanan bir aklın var olduğunu göstermektedir.

55:04.000 --> 55:13.000
Maddenin bilgi ortaya çıkarabilmesini sağlayacak hiçbir bilinen doğa kanunu, fiziksel süreç ya da maddesel olay yoktur.

55:14.000 --> 55:22.000
Bilginin madde içinde kendi kendine ortaya çıkmasını sağlayacak hiçbir doğa kanunu ve fiziksel süreç yoktur.

55:34.000 --> 55:41.000
Bu konuda son 50 yıl içinde gelişen ve termodinamiğin bir parçası olarak kabul edilen bilgi teorisinin vardığı sonuçlardır.

55:42.000 --> 55:46.000
Bilgi teorisi evrendeki bilginin yapısını ve kökenini araştırır.

55:47.000 --> 55:51.000
Bilgi teorisyenlerinin uzun araştırmaları sayesinde varılan sonuç ise şudur.

55:52.000 --> 55:56.000
Bilgi maddeden ayrı bir şeydir. Maddeyi asla indirgenemez.

55:57.000 --> 56:01.000
Bilginin ve maddenin kaynağı ayrı ayrı araştırılmalıdır.

56:02.000 --> 56:11.000
Yani eğer bir madde bilgi içeriyorsa o zaman o maddeyi düzenleyen üstün bilgi sahibi bir aklın varlığı söz konusudur.

56:12.000 --> 56:23.000
Evrende maddeye işlenmiş tüm bu muazzam bilgilerin sahibi maddeyi ve onun bilgisini de var eden Yüce Rabbimiz olan Allah'tır.

56:23.000 --> 56:31.000
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

56:32.000 --> 56:39.000
Ne göklerde ve ne de yerde zerre ağırlığında bir şey bile ondan gizli kalmaz.

56:40.000 --> 56:46.000
Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.

56:54.000 --> 56:59.000
Kitleme mekanizması

57:04.000 --> 57:13.000
İnsanların büyük bir kısmı toplumdan veya geçmişten alıştıkları uygulama ve fikirlere körü körüne bağlanma eğiliminde olurlar.

57:14.000 --> 57:27.000
Yalanların ısrarla tekrar edilmesi yöntemi ile toplumun geneline olmadık şeyleri makul gösterebilmek, onları alışılmadık şeylere alıştırabilmek oldukça kolaylaşabilir.

57:28.000 --> 57:37.000
Tarih boyunca derin devletler insanlara olmayacak olanı telkin etmenin yöntemlerini araştırmış ve bu konuda oldukça başarı sağlamıştır.

57:38.000 --> 57:59.000
İngiliz istihbaratına yönelik çalışmalarıyla bilinen yazar ve edebiyatçı George Orwell'in 1984 isimli kitabı zihinleri ele geçirilmiş bir toplumun tarifini yaparken aslında istihbarat birimlerinin ve derin devletlerin halkı ele geçirmek için kullandığı yöntemleri de göstermekteydi.

58:00.000 --> 58:05.000
Nazi Almanya'sında bir propaganda bakanlığı olmasının yegane sebebi de buydu.

58:06.000 --> 58:21.000
Tekrarlanan yalan bir süre sonra gerçek olarak algılanır fikri, Nazi propaganda bakanı Joseph Goebbels tarafından bizzat uygulanmış ve başarılı olduğunun görülmesinin ardından propaganda'nın temel kuralı halini almıştır.

58:22.000 --> 58:30.000
Anlaşılmıştır ki bu yolla insanlar istenilen şekle rahatlıkla getirilebilir ve olmadık yalanlara inandırılabilirler.

58:31.000 --> 58:45.000
Bilimsel bir kılıfa büründürülmüş, görsel ve eşitsel unsurlarla desteklenmiş, akademik umvanlarla zırhlanmış bir yalan bir süre sonra toplumlar için asla değiştirilemeyen bir kabul haline gelebilir.

58:46.000 --> 58:51.000
İşte darvinizm modern dünyanın en büyük zincirleyip kilitleme mekanizmasıdır.

58:52.000 --> 59:15.000
Bu öyle bir sistemdir ki mantıksızlığı gün gibi ortada olsa da, proteinlerin tesadüfen oluşamayacağı bilimsel olarak tam ispatlansa da, fosillerin milyonlarca yıl hiç değişmeden kalmış olduğu anlaşılmış olsa da, hala dünya çapında bu yalan sürdürülmeye çalışılıyor.

59:16.000 --> 59:25.000
Bu mekanizmanın en sarsıcı yanı, sistemi bizzat ayakta tutanların bile aslında içten içe bu yalana inanmıyor oluşudur.

59:26.000 --> 59:35.000
Konuyla ilgili olarak ülkemizin önde gelen evrimcilerinden Prof. Dr. Ali Demirsoy şu önemli itirafı yapmıştır.

59:35.000 --> 59:52.000
Evrim kitabı yazmış, yıllarca Türkiye'nin en büyük bir üniversitesinde bu konuda ders vermiş saygıdeğer rahmetli bir hocamız bir gün beni kimsenin olmadığı bir odaya çekerek,

59:52.000 --> 01:00:00.000
sana bir şey sormak istiyorum Ali'cim dedi. Buyur hocam dedim.

01:00:01.000 --> 01:00:13.000
Sen gerçekten evrimleşme olduğuna inanıyor musun dedi. Hiç kuşkum yok hocam. Elimizdeki sayısız bilgi bunun böyle olduğunu gösteriyor dedim. Sizin kuşkunuz var mı hocam?

01:00:14.000 --> 01:00:23.000
Yıllarca bu dersi vermiş ve kitabını yazmış olmama rağmen ben pek inanmıyorum dedi. O an işimizin çok zor olduğunu fark ettim.

01:00:24.000 --> 01:00:34.000
Kuşkusuz ki bir biyoloji profesörü olan Ali Demirsoy da evrimin tümüyle sahte bir teori olduğunu gayet iyi bilmektedir.

01:00:35.000 --> 01:00:41.000
Zira iki bilim adamı arasında paylaşılan bu sırrın temelinde her ikisinin de gerçeği bilmeleri yatmaktadır.

01:00:42.000 --> 01:00:53.000
Ancak yanlışlığından böylesine emin oldukları bir safsatayı, bilim adı altında savunmak zorunda kalmalarının tek sebebi esiri oldukları zincirleme kilitleme sistemidir.

01:00:54.000 --> 01:01:08.000
Günümüzde modern biyoloji dünyasında Darwin'in izinden gitmek, tıpkı cahiliye dönemindeki müşriklerin inandığı ataların izinden gitmek gibi kutsal bir dokunulmazlık alanına dönüştürülmüştür.

01:01:09.000 --> 01:01:15.000
Gerçek bilim, köhne batıl izleri takip etmek değil, delilleri takip etmektir.

01:01:16.000 --> 01:01:31.000
Oysa evrimciler, tüm delillerin yaratılışı ispat ettiği apaçık ortada olduğu halde ideolojik bir mirasın zincirlerine vuruldukları için atalarının o eski yanlış masallarını terk edememektedirler.

01:01:32.000 --> 01:01:41.000
Rabbimiz Kur'an'da, sorgulamaktan kaçan ve sadece eskiden beri gelinin arkasına sığınanların bu kilitlenmiş halini şöyle beyan eder.

01:01:44.000 --> 01:01:47.000
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

01:01:48.000 --> 01:02:03.000
Hayır, onlar sadece biz babalarımızı bir ümmet, inanç sistemi üzerinde bulduk ve biz gerçekten onların izlerini takip ederek doğruya ulaşıyoruz dediler.

01:02:04.000 --> 01:02:12.000
Allah insanı aklını kullanmaya, deliller üzerinde düşünmeye ve taklitten kaçınmaya çağırır.

01:02:13.000 --> 01:02:17.000
Gerçeği saklamak, insanı sadece mutsuz yapar.

01:02:18.000 --> 01:02:23.000
Allah'ın her şeyi yarattığı gerçeğine şahitlik etmek ise insana huzur verir.

01:02:24.000 --> 01:02:28.000
Samimi ve doğru olmak, kalbe sevinç ve güzellik katar.

01:02:34.000 --> 01:02:37.000
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

01:02:39.000 --> 01:02:43.000
Hakkı batılı ile örtmeyin ve hakkı gizlemeyin.

01:02:44.000 --> 01:02:47.000
Kaldı ki siz gerçeği biliyorsunuz.

01:03:04.000 --> 01:03:13.000
Evrim teorisinin en önemli iddialarından biri, canlıların gelişimini doğadaki yaşam mücadelesine dayandırmasıydı.

01:03:14.000 --> 01:03:20.000
Darwin'e göre, doğada acımasız bir yaşam mücadelesi ve daimi bir çatışma vardı.

01:03:21.000 --> 01:03:26.000
Güçlüler her zaman güçsüzleri alt ediyor ve gelişme de bu sayede mümkün oluyordu.

01:03:26.000 --> 01:03:35.000
Evrim teorisi yalnızca canlılığın kökenine dair bir açıklama olmanın ötesine geçmiş, zamanla bazı ideolojilere dayanak haline getirilmiştir.

01:03:36.000 --> 01:03:45.000
Sözde bilimsel bir teori olarak ortaya atılan bu yaklaşım, kimi çevreler tarafından sorgulanmadan kabul edilen bir inanç sistemine dönüşmüştür.

01:03:46.000 --> 01:03:51.000
Ve bu düşüncenin etkileri sadece bilim dünyasıyla sınırlı kalmamıştır.

01:03:51.000 --> 01:04:01.000
İnsanlık tarihine baktığımızda, gücü yücelten, zayıfı değersiz gören, çatışmayı kaçınılmaz sayan anlayışların toplumlar üzerinde derin izler bıraktığını görürüz.

01:04:02.000 --> 01:04:14.000
Günümüzde de benzeri hatalı düşüncelere zemin oluşturan ve hiçbir bilimsel dayanağı olmayan evrim teorisi, tüm dünyada okullardaki çocuklara ders olarak öğretilmektedir.

01:04:14.000 --> 01:04:22.000
Peki bir insan, eğer hayatı yalnızca bir mücadele olarak görmeye başlarsa, sevgiye nasıl yer bulabilir?

01:04:23.000 --> 01:04:25.000
Merhameti nasıl anlayabilir?

01:04:28.000 --> 01:04:37.000
Eğer üstünlüğü ahlakta değil de güçte ararsa, zayıf olana karşı şefkat göstermek yerine, onu ezmeyi doğal kabul edebilir.

01:04:37.000 --> 01:04:43.000
İşte bu noktada mesele yalnızca bir bilim tartışması olmaktan çıkar.

01:04:44.000 --> 01:04:50.000
İnsanın dünyaya bakışını, değerlerini ve davranışlarını şekillendiren bir anlayış haline gelir.

01:04:51.000 --> 01:04:55.000
Oysa insan sadece maddeden ibaret değildir.

01:04:55.000 --> 01:05:00.000
Sevebilen, merhamet edebilen, iyi ve doğruyu arayan bir varlıktır.

01:05:01.000 --> 01:05:06.000
Ve insanın gerçek değeri gücünde değil ahlakındadır.

01:05:07.000 --> 01:05:14.000
Bu nedenle insanlığa zarar veren her düşünceyle mücadele sadece bir fikir tartışması değil.

01:05:15.000 --> 01:05:18.000
Aynı zamanda insani bir sorumluluktur.

01:05:19.000 --> 01:05:23.000
Ancak bu mücadele şiddetle değil fikirle yapılmalıdır.

01:05:24.000 --> 01:05:30.000
Yanlışa karşı doğruyu ortaya koyarak, karanlığa karşı ışığı göstererek.

01:05:31.000 --> 01:05:38.000
Çünkü gerçek değişikliğe sahip olan insanlığa zarar veren her düşünceyle mücadele sadece bir fikir tartışması değil.

01:05:39.000 --> 01:05:42.000
Karanlığa karşı ışığı göstererek.

01:05:43.000 --> 01:05:47.000
Çünkü gerçek değişim insanın düşüncesinde başlar.

01:05:48.000 --> 01:05:53.000
Ve hakikat ortaya çıktığında yanlış olan kendiliğinden etkisini yitirir.

01:05:54.000 --> 01:05:57.000
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

01:05:58.000 --> 01:06:04.000
De ki hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur.

01:06:08.000 --> 01:06:10.000
Altyazı M.K.

